ŞEBNEM FERAH

Hepimizin Yüreğine Düşen Büyülü Bir Çiy Tanesi O!



Ben Etrafımın Ve Kendimin Farkındayım;
Beni Ancak Ben Mahfedebilirim...
Şebnem Ferah

 

Türk Pop Müziğinde bir çığır açan unutulmaz müzisyen Onno Tunç'un 11. ölüm yıldönümünde sanatçının "yol arkadaşları" ve kendisinin izinden giden yeni nesil müzisyenler "Onno Tunç Şarkıları" albümüyle ustalarını anıyorlar.

Yaklaşık 2 senelik bir çalışmanın ürün olan albüm; Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nilüfer, Nükhet Duru, Sertab Erener, Mor ve Ötesi, Ceza, Şebnem Ferah, Aylin Aslım, Levent Yüksel, Aşkın Nur Yengi, Emre Altuğ ve Hüsnü Şenlendirici'yi biraraya getiriyor.

13 parçanın yer aldığı "Onno Tunç Şarkıları"nda sanatçılar seslendirmek istedikleri parçaları kendileri seçtiler. Parçaların bazılarında okumalar Onno Tunç'un yapmış olduğu düzenlemelerin üzerine yapıldı.. Yeni nesil sanatçılar ise parçaları yeniden düzenlemeyi tercih etti. 4 parçada Arto Tunçboyacıyan ve Armenian Folk çaldı.

Müzik danışmanlığını Sezen Aksu'nun müzik direktörlüğünü ise Arto Tunçboyacıyan'ın üstlendiği albümde sanatçılar hiçbir ücret talep etmeden gönülü olarak projeye katıldılar. Albümün geliri Onno Tunç adının yaşatılacağı bir projeye aktarılacak. İşte "Onno Tunç Tribute Albümü"nde yer alan şarkıcılar ve yorumlayacakları şarkılar:

1. Dokun Bana - Ajda Pekkan
2. Yalnızca Sitem - Hüsnü Şenlendirici
3. Bir Çocuk Sevdim - Aylin Aslım featuring Hayko Cepkin
4. Şinanay - Ceza
5. Haydi Gel Benimle Ol - Emre Altuğ
6. Sultan Süleyman - Levent Yüksel featuring Murat Uncuoğlu
7. 1945 - Mor Ve Ötesi
8. Beni Unutma - Nilüfer
9. Seninle - Nükhet Duru
10. Sen Ağlama - Sertab Erener featuring Tuluğ Tırpan
11. Böyle de Yaşanır Ayrılıklar - Sezen Aksu
12. Ünzile - Şebnem Ferah
13. Hep Bana - Zerrin Özer
14. Tutsak - Sezen Aksu & Nilüfer

 

"Bu çalışma için onlarca güzel şarkı arasından bir seçim yapmaya çalışırken şunu birkez daha farkettim:
Ülkemizde üretilen müziğin büyük bir dönemine hem müzikal hem de duygusal zenginliğiyle yön belirleyici olacak kadar yoğun ve ömür boyu dinlemekten vazgeçemeyeceğimiz güzel şarkılarak üreterek her birimizin hayatına temas etmiş Onno Tunç... Bu yüzden bu çalışmanın içinde olmaktan dolayı hissettiğim tüm güçlü duygular kelimelerle anlatamayacağım kadar yoğun.
Bu duyguları mutlaka daha somut bir şekilde hissedebilmek istersek onun herhangi bir şarkısını arkamıza alıp yaslanıp dinlemek; sözlerle ifade etmeye çalışmaktan çok daha fazlasını anlatacaktır..."
Şebnem Ferah..

 

Albüm CD olarak 11 YTL. DVD olarak 16 YTL. civarlarında satışa sunuldu.
Playlistesi
Bıktım Be - 03:47
Mavi - 04:31
Hiroşima - 03:56
Evet Evet - 05:26
Boyalı Kuş - 04:41
Evinde Gitarın Var Mı? - 02:45
Acil Demokrasi - 03:16
Hezarfen Ahmet Çelebi - 05:33
Yaşamaya Mecbursun - 04:26
Güneye Giderken - 04:08
Şili`ye Özgürlük - 06:15
Felluce - 05:14
Bağdat Kafe - 04:46
Yüzünde Yaşam İzleri Vardı - 03:43
Mekanik Fanatik - 04:18
Kaportacı - 07:27
Seni Görmem Lazım - 04:51
Yine Düştük Yollara - 06:49
Harran Ovası - 06:02
Dede Baba Oğul - 04:23
Yıllar Sonra - 06:35
Beynim Zonkluyor - 10:58
Uçtu Uçtu - 08:02
Tepedeki Çimenlik - 05:43
Sözlerimi Geri Alamam - 08:20 (ŞEBNEM FERAH)
Kütürdet Beni Rutubet - 02:55

NR1 Röportajları

25/5/2007

(Arka Fon Müziği: Vazgeçtim Dünyadan)
-Ben müziğe başlamak dendiği zaman çoğu insanın idrak ettiği gibi genel müzik hayatını kastetmekten ziyade, müzik yapmak çok erken yaşlardan başlayan bir şey olduğu için tamamını ele almayı daha çok seviyorum. Müziğe gerçekten hatırlamadığım kadar erken yaşlarda, aileminde müziğe olan ilgisini de avantaj olarak kullanarak müziğe erken yaşlarda başladım...
İlkokulda enstruman çalmaya ve çeşitli kurslara başladım. Orta okulda çeşitli müzik gruplarında bulundum daha sonra kendime bir grup kurdum, volvox olarak müzikseverlerin tanıdığı. Ondan sonra, bu arada parçalar yapmaya devam ettim, yani tam tarif ettiğim gibi herşey birbirini izleyerek devam ettiği için profesyonel olarak 10 yıldır albüm çıkarıyorum ama onun öncesinde 5-6 yaşından itibaren devam eden bir kendiliğinden eğitim süreci oluşmuş durumdaki bu zaten hayat boyu devam eden bir şey..
Öyle hayallerim yoktu ama her çocuk gibi ayna karşısında şarkı söylemişliğim var ama müziği hayatımın merkezine koymaya başladığım zamanlarda yani bu da ortaokul yıllarıma denk gelir, gerçekten müzikle çok severek ilgilendiğimin, hiç bir şey beni zorlamamasına rağmen, müziğe zaman ayırmaktan hiç çekinmediğim farkına vardığım yıllarda, artık başka birşey değilde tamamen müzisyen olmaya odaklanmıştım. Ama birgün albümüm olucak, birgün böyle şarkıcı olucam böyle somut hayallerim yoktu, tek bildiğim müzik yapmak istediğimdi...

(Arka Fon Müziği: Yağmurlar)
-Ben ilk albümümü 1996 yılında sektörle müzik dinleyicileriyle tanıştı. Ama ondan önceki 3 yıl boyunca, yani istanbula geldikten sonra böyle albüm yapmak için teklifler almaya başlamıştım. Fakat insanın kendini meteryal açısından hazır hissettiği bir dönem olmalı, tabiki böyle bir niyetim vardı, volvox zamanındayken beraberce albüm yapmak da aklımdan çok geçiyordu. Sonra ama grup olarak çalışmalarımıza nokta koymaya karar verdikten sonra da sonuçta müziği seviyorsanız beste yapmaktan, performans yapmaktan vazgeçmiyorsunuz. Bunu başka koşullarda sürdürmeye devam ediyorsunuz. Yeterli meteryalim olduğu zaman bir de en önemlisi kendimi doğru ifade edebileceğim yani kendi arzu ettiğim standartları oluşturabileceğim bu standartların gerek kayıt için gerek görsel tarafı için sağlanabileceği bir müzik yapım şirketi ile çalışmayı çok arzu ediyordum, dolayısıyla çok bekledim böyle insanlarla tanışabilmek için...
-Benim müzikal olarak hayatımda çok bir şey değişmedi. 17-18 yaşındayken müziğe nasıl bir bağıl nasıl bir saf bir heyecanım varsa onu bugünde hep canlı tutmaya gayret ediyorum, en büyük amaçlarımdan biri odur, çünkü müzik biraz böyle üretilebilen birşey. Onun dışında değişen şey, en önemli şey,o güne kadar çok küçük bir çemberin içinde müzik yaparken, şimdi müzik yaptığınız zaman bir sürü müzikseverle buluşuyor. Bu gerçekten çok heyecanla ve yaptığınız şeye bence asıl heyecan katan, asıl anlam katan şey bu...

(Arka Fon Müziği: Bu Aşk Fazla Sana)
-Tabi o zaman çok insan çok mutlu oluyor. Çok şaşırıyor çünkü enterasan bir şey o güne kadar yaşamadığınız bir şey hani insan normalde sesi bir yere kaydildiğinde onu sonradan dinlediğinde bile biraz bir şaşırır. Albümünüzü bir bütün olarak müzik marketin raflarında görmek ise yani nasıl söyleyim bir taraftan böyle bir çeşit grur duyuyorsunuz, hoşunuza gidiyor. Çünkü ben hakkaten tüm kariyerim boyunca zaten hoşnut olucağım çalışmalarda bulunmaya gayret ettim. Bir taraftan çok heyecanlanıyorsunuz. Çünkü o güne kadar hep ya kendi kendinize ya yakın çevrenize müzik yapmışsınız. Oysaki şimdi kontrolsüz bir biçimde bir sürü insanın beğenisine sunmuş oluyorsunuz. Fakat odak noktam hep gerçekten müzik üzerine olduğu için bunlar benim hızlı hızlı yaşadığım tecrübeler oldu.
Dışarda bırakın müzik markette albümümü görmeyi, şarkımı bir radyoda çalarken yada bir arabada çalındığını duyarken bile heyecanlanıyordum, halen daha heyecanlanıyorum. Çünkü aslında müzik yapmak çokra bir taraftan da mahrem birşey. Yani dediğim gibi kendi evinizde dün olmayan bir şeyi bir araya getiriyorsunuz. Sonra arkadaşlarınızla beraber stüdyoya girip onlara bir vücud kazandırıyorsunuz. Sonra da tanışmadığınız, tanımadığınız müzikseverler onlara bir takım anlamlar yüklüyor. Evlerine giriyorsunuz insanların. Bu tamamiyle çok heyecan verici birşey. Yani en aklıma gelen kelime gerçekten kastederek söylüyorumki çok heyecan verici olması...

(Arka Fon Müziği: Bugün)
-Kadın albümünden sonra ilk konserim İzmir - Ege Üniversitesinde yanlış hatırlamıyorsam ve hayatımın gerçekten hala hatırladığımda tüylerimi diken diken eden tecrübelerinden beridir. Çünkü dediğim gibi biz o zamana kadar sahneye çıkıyorduk ama kimi zaman özellikle yakın dönemimde geçmişimde cover parçalar çalıyorduk. Bununla bir kere kendi parçalarınızı dinleyicilere performe etmek arasında gerçekten fark var. Bunu fazlasıyla idrak ettim...
Ben gerçekten stüdyoda olmayı da çok seviyorum ama sahnede olmayı biraz daha fazla seviyorum. Yani orası çünkü en gerçek yer. Yani müzik yapıyorsanız gerçekten en kendinizi ifade edebileceğiniz en özgür olabileceğiniz hayal dünyasıyla gerçek dünyanın kavuşmasında hiç bir sakınca olmayan en ucu bucağı açık harika bir yer. En önemlisi bunu bu kadar güzel hale getiren bizi dinlemeye gelmiş, hayatlarından bir vakit ayırmış olan insanlarında orda bulunması. Buna bir çeşit bağımlılık bile kazanabilirsiniz. Çok heyecanlı bir tecrübeydi ve hiç abartmadan söyleyebilirim ki ben hala bugünde aradan 10 yıl geçti herhangi bir konser öncesinde heyecanlanmadan sahne aldığımızı hatırlamıyorum. Yani bu heyecan hep sanıyorum yapısal bir şey, böyle korkuyla karışık bir heyecanı asla kastetmiyorum, çok mutluluk veren enterasan bir heyecan bu insanı da çok ayakta tutan bir şey. Hala aynı heyecanı yaşıyorum..

CAN KIRIKLARI
FISILDAYARAK BİTİRDİM

“Geçen albümü çıkardığımda dinleyicilerden gelen mektup ve küçük hediyeler arasında kalınca olanından, daha açmadan kitap çıkacağını anlamıştım. Adını okuduğumda şarkıyı kafamda duymaya başladım. Acı herkesin hayatında olan bir şey. Bu kadar güzel ifade edildiğine rastlamamıştım hiç. Parçanın iskeleti, nasıl çalınması gerektiği, nasıl bir vokal performansıyla söylemem gerektiği 15 dakikada çıktı. Kelimeler Yetse albümümün turnesini bitirdikten sonra dinlenmek için Los Angeles’a gitmek istedim. Tatil yapıp müzikle ilgilenebilirdim. Orada küçücük bir ev tuttum. Los Angeles’tan bir gitar aldım ve 15-20 dakikada gecenin bir vakti bitirdim şarkıyı. Yandakiler rahatsız olmasın diye fısıldayarak bitirmiştim. Dokuz yıldır aynı ekiple çalışıyorum ve albümün prodüktörü Tarkan Gözübüyük 20 yıllık arkadaşım. Onlar da bu şarkının ruhunu hissetti ve stüdyoda doğrudan akustik çalmayı tercih ettik. Can Kırıkları bir öykü kitabıydı. Aşkı anlatıyor, ama şarkım sadece bir aşk hikayesi değil. Başlıktan etkilendim. İçte yaşayan acıları ifade etmeye çalışan bir şarkı bu. Bir yandan da çok güçlü. Tek başımayken de keyifli olduğumu anlatmaya çalıştım aslında; sadece hüznü değil. Öykünün sahibine şarkıdan söz edip albümün adını Can Kırıkları koyduğumu bildirdiğimde çok memnun oldu. Çok beğendi. Farklı sanat alanlarındaki böyle etkileşimler değerlidir. Küçük ama çok değerli şeyler bunlar. “

OKYANUS
BALKONDAN GÖRDÜM, ETKİLENDİM

“Günlük hayatınızı denize bakıp resmedebilirsiniz. Tarkan Gözübüyük bana Los Angeles’a gitmeden önce ‘Git şöyle okyanusun karşısında bir dur’ demişti. Gittim ve önünde durdum. O kadar büyük ki. Denize baktığımızda en azından bir koy görmeye alışkınız. Oysa okyanus uçsuz bucaksız! Dünya kocamanmış, onu anladım. Bazı şeylere kendi merkezimizden baktığımız için çok büyük algılıyoruz. Dünyanın karşısındaysa ne kadar küçük olduğumuzun farkına varıyoruz. O kadar muhteşem bir şeyin karşısında olmak bana büyük bir özgürlük alanı sağlıyor. Şarkıların hepsinde Los Angeles’ta evimin balkonunda gördüğüm okyanustan çok etkilendim.”

BİR KALP KIRILDIĞINDA
İNANILMAZ BİR TECRÜBEYDİ

“Sözleri çok naif ama çok cici bulduğum bir şarkı. Bir kalp kırıldığında ne olur? Onu anlatmaya çalıştım. Çocukken bile bu duygu galiba içimizde vardı. Kimseyi kırmak istemiyoruz ama kırmaktan da çekinmiyoruz. Biraz daha nazik olsak her şey daha kolay olacak. Kimseyi kırmaya değmeyeceğini düşünürken yazdım. Şarkının ortasında bir solo olmasını hayal ediyordum. Grup arkadaşlarım da onu hayal ediyormuş. O vokal solo bölümünü arkadaşlarım da bir kerede çaldı, ben de kendi bölümümü bir kerede söyledim. Bunlar konuşarak yapacağınız şeyler değil. İnanılmaz bir tecrübeydi. Bir stüdyoda neler yapılabileceğini öğrenmiş oldum.”

DELGEÇ
BİLE BİLE LADES

“Büyük bölümü Los Angeles’ta yapıldı Delgeç’in. Bazı şeyler tekrar başına geldiğinde yaşayacağın acıyı biliyorsun. ‘Bile bile lades’ diyorsun. İlk kez karşılaştığında midene oturan bir şey üçüncü kere karşılaştığında aynı etkiyi yapmıyor. Daha hazırlıklı oluyorsun. Acıyı yaşamak istiyorsan senin kararındır. Cesur, ne yapmak istediğini bilen ama üzüntü denen şeyi itiraf etmesi güçsüzlük olarak algılanmayan bir kadının sözleri bu. Bir aşk hayal ederek yazmadım.”

GEÇMİŞE YOLCULUK
KORKU FİLMİ GİBİYDİ

“İç hesaplaşma yaşayan birinin şarkısı değil bu. Bazı değerleri çocukluğumuzda yaşattığımı düşünüyorum. Çocukken daha özgürüz. Canımız ne yapmak istiyorsa yapıyoruz. Çocukluğumu özlüyorum ama şu andaki hayatımdan da memnunum. ‘Hiçbir şeyden pişman olmadım’ diyenlerden değilim. Pişmanlık bile güzeldir. Sözü ve müziğiyle 15 dakikada yaptığım şarkılardan biri. Korku filmi gibiydi. Kolum beynimden önce gidiyordu. Bu şarkı için toplam 17 sayfa yazı yazmışım. Onların arasından derleyip topladığım bölümlerle bu şarkıyı oluşturdum. Gözümü kapatmamı istediniz! Peki! Gözümü kapattığımda çocukluğumla ilgili ilk hatırladığım sahne… 6 ya da 7 yaşındayım. Merdivenli bir evde oturuyoruz ve bisikletimi kendi başıma aşağıya indirmeye çalışıyorum. Bu arada ilkokul öğretmenim olacak Münevver Hanım da ziyarete gelmiş. Kendimi ona beğendirmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Bisikletle o merdivenlerden yuvarlandığımızı hatırlıyorum. Hiçbir çizik almadan kurtulmuştum.”

BEN BİR MÜLTECİYİM
HAYAL DÜNYAM

“Büyük bölümü Los Angeles’ta yazıldı. Anlatmak istediğimin fiziksel olarak farklı bir yerde olmakla alakası yok. Bazen kendinizi olanlardan o kadar uzakta hissedersiniz ki iyice kabuğunuza çekilirsiniz. Bu şarkıda kendi yarattığım hayal dünyasını anlattım. Zorluklar içinde ama güçlü kalabilen birinin şarkısı. Hayata bakışımla ilgili geniş bir özet. En sevdiğim şarkılardan biri. Şarkıda anlattığım yer kalbim. Zorlandığım zamanlarda orada güç buluyorum.”

SANA BİLMEDİĞİN BİR ŞEY SÖYLEYEMEM
ZAMANLA ANLAŞILACAK

“Şarkılarımda başkalarının anlatmadığı bir şeyler anlatmaya çalışsam da aslında kimsenin bilmediği bir şeyi söylemem zor. Her şey yüzyıllardır kim bilir kaç kez söylenmiştir. Ama bu duyguları tekrar tekrar söylemeyi çok seviyorum. Bunlar hayatın içinde var. Hepimiz bulunduğumuz noktada aynıyız. Stüdyo aşamasında mor ve ötesi’nden gitarist Kerem Özyeğen geldi. Evi çalıştığımız stüdyoya çok yakındı. Şarkıyı duydu ve ‘bu parçada çalmak istiyorum’ dedi. Onu paldır küldür stüdyoya soktuk ve harika bir solo attı. Benim için özel parçalardan biri. Zamanla anlaşılacağını düşünüyorum.”

ÇAKIL TAŞLARI
BİTİRİNCE “OH BE” DEDİM

“Çakıl taşları günlük hayatta oturup ‘ne olacak şimdi’ diye düşündüğüm zaman başvurduğum kaynaklardan birinin resmi. Neyle kendimi eğlendiriyor ve eğitiyorum, bunu gösteriyor. Azla yetinmeyi iyi bilirim. Hiçbir zaman çok büyük bir hayatım olsun istemedim. Çekirdek bir yaşantım ve arkadaşlarım vardır. O yüzden çakıl taşı gibi değersiz şeylerin ne kadar değerli olabileceğini anlatmak istedim. Bitirdiğimde ‘Oh be’ demiştim. Bazı şarkılarınızı çok seversiniz. Böyle bir şarkıyı düne kadar yapmamıştım ve bitirdiğimde kendimi çok gelişmiş hissettim.”

ZAMAN GEÇİP GİDİYOR

İKİ TİP İNSANI HAYATIMA SOKMAM

“İlk iki satırı benim için çok önemli. Cehalet sadece kitaplarla azaltılan bir şey değil. Bilginin insana çok büyük özgürlük alanı sağlayacağına inanıyorum. Zaman kaybetmek dünyanın en kötü şeylerinden biri. İki tip insanı hayatıma sokmam. Cehalet ve art niyet barındıranlar. Bu şarkının bir kısmı burada, bir kısmı Los Angeles’ta yapıldı. Benim için bir şarkının ilk haliyle son hali arasında pek fark yoktur. Arkadaşlarıma dinlettiğim halleri İstanbul’da gerçekleşti. Çalışma odamda genellikle akşam saatlerinde daha konsantre çalışabiliyorum. Gecenin sessizliğinde çalışmayı tercih ediyorum. Gece daha az telefonum çalıyor, daha az rahatsız ediliyorum. Şarkıya hazırlandığım dönemde sosyal hayatım neredeyse sıfıra iner. Evden sadece market alışverişi yapmak için çıkarım. Bu şarkıyı bir gecede yaptım.”

HOŞÇAKAL
EN İYİ ŞARKILARIMDAN BİRİ

“Albümün son şarkısı. Ama bir aşk şarkısı değil. İsteyen istediği anlamı yüklesin. Kendinize de, davranışlarınıza da ‘hoşça kal’ diyebilirsiniz. Adından ötürü grup arkadaşlarım ‘albümün en sonuna koyarız’ dedi. Ben de öyle düşünüyordum. Umarım böyle vedalar etmek zorunda kalmayız. Çak naif bulduğum ve sonradan çok sevdiğim bir şarkı. Kariyerimdeki en iyi şarkılardan biri."

Şebnem FERAH, Türkiye’de Rock müziğin en iyi ve en güçlü sesine sahip kadın vokallerinden. Şarkılarının hemen hepsinin söz ve müziği kendisine ait. Küçük yaşlardan beri müziğin içinde. Volvox grubundan sonra çizdiği solo kariyerinde de sürekli artan bir barı grafiğine sahip. Geçtiğimiz aylarda çıkardığı son albümü “Can Kırıkları” da tüm kırılmışlığına karşı dimdik ayakta duran, güçlü ve olgun bir Şebnem FERAH çıkıyor karşımıza. İnsanın inandığı şeyleri yapması gerektiğini savunuyor. Kısacası cesur, heyecanını kaybetmeyen, yaptığı işe inanan, kendini geliştiren, dur demeyen bir kadın; Şebnem FERAH var karşımızda.

- Geçtiğimiz aylarda çıkardığınız albümünüzün adı “Can kırıkları”. Albümdeki 10 parçanın söz ve müziği size ait. Şarkılar nasıl ortaya çıktı? Yaşadığınız olayların sizde bıraktığı izler ve yarattığı duygular mı dinlediklerimiz?

- Bu parçalar çoğu zaman hem yaşadıklarımdan hem de hissettiğim, düşündüğüm, müziği karşı olan aşkım ve inandığım şeylerin bütününden çıkıyor. Evimin her yerinde kâğıt kalem var, sürekli notlar alır, aklıma gelen melodileri kaydederim. Ayrıntılı olarak çalışmaya başlayınca da bunları değerlendirmeye başlarım ve bu çalışma dönemi çok uzun sürer. Bu dönemin sonunda ortaya çıkan şarkların genel olarak halinden memnunsam da stüdyo dönemi başlar.

- Dinleyicinin her albümünüzde farklı tatlar bulması, kendinizi tekrar etmemeniz, bu yaşanmışlıklardan da kaynaklanıyor değil mi?

- Sanırım öyle, çünkü planlanmış hiçbir şeyin insanın doğal ve yoğun olarak içinde biriken duygularıyla rekabet edebileceğine inanmıyorum. Ama elbette bu benim yaklaşımım. Müzik çok farklı şekillerde yapılabilir, önemli olan yapanın kendini nasıl rahat hissettiği.

- “Can Kırıkları”nı nasıl ifade edersiniz? Diğer albümlerinizle kıyasladığınızda farklı tarafı ne?

- Genel olarak hiçbir albümümü kendi aralarında mukayese etmem. Hepsi farklı süreçlerin, farklı duyguların, farklı müzikal becerilerin sonucudur. Dikkat ettiğim şey, hepsinde performansın mükemmel olması ve içimden gelen müziği en estetik biçimde aktarabilmektir, kaydettiklerimizin dünya standartlarında ve ödünsüz olmasıdır. İnsan her geçen gün daha çok tecrübe edindiği için, zamanın albümlerime ve performansıma çok olumlu etkiler kazandırdığını söyleyebilirim. Kend imi geliştirmeye çalıştığım için bu umarım müziğe de yansıyordur ama neticede benim için tüm albümlerim değerli ve çok inanarak kaydettiğim çalışmalardır. Bu açılardan Can kırıkları’nın, tüm bu değişiklikleri olumlu bir biçimde yansıtabilen bir albüm olduğuna inanıyorum

 

- Bu albümde karşımızda tüm kırılmışlığına karşın dimdik ayakta duran, güçlü ve olgun bir Şebnem FERAH buluyoruz. Yaşadığınızı “can kırıkları” kişisel olgunluk kadar müzikal anlamda da bir olgunlaşma sağlıyor mu?

- Çok doğru söylüyorsunuz. Az önce de söylemeye çalıştığım gibi kişisel yaklaşımlarla müzikal yaklaşımlar benim için birbirinden bağımsız ilerleyebilecek konular değiller. Kendimi her konuda geliştirmenin müziğime çok olumlu yönde etki yapacağına inanıyorum. Gelişmek de yaşadıklarımızla paralel hareket edebilir, dolayısıyla hepsi birbiriyle iç içe ve birbirini olumlu yönden tetikleyecek şekilde hareket ediyor.

- Albümle ilgili yorumlar gerçekten çok güzel. Bunları duydukça, “Tamam doğru yoldayım” diyor musunuz?

- Elbette çok hoşuma gidiyor. Ancak tersi de olsa eğer inandığım şeyi yapmışsam –ki hep öyle yapıyorum- yanlış yolda olduğumu düşünmem. Bu konuda benim en büyük önceliğim kendi inandığım ve yapmak istediğim müziği hayata geçirebilmektir. Dinleyicilerin tepkileri elbette çok önemli ve beni çok mutlu ediyor ama yönlendirici olan; içimden gelenlerdir. Farz edelim ki olumsuz sonuçlarla karşılaştım, sebeplerini mutlaka irdelerim ama yine de kendi inandığım şeyleri yapmaktan kolay kolay vazgeçmem.

- Yeni bir albüme başlama kararını nasıl alıyorsunuz?

- Bir karardan çok kendi kendine belirginleşen bir süreç oluyor aslında. Sürekli aklıma gelen şeyleri yazıp kaydettiğim için, öyle bir an geliyor ki artık konser ve turne gibi çalışmaları bir süreliğine dondurup bu çalışmalarla ilgilenmek istediğimi fark ediyorum ve kendimi adeta eve kapatıyorum. Ben yeni çalışmalar yaparken çok konsantre olmaya ihtiyaç duyan biriyim ve bu yüzden de böyle dönemlerde bütün dikkat ve enerjimi üretmek istediklerim üzerinde yoğunlaştırıyorum. Hazır olduğuma inandığım zaman da arkadaşlarım la birlikte gerekli planları yapıp stüdyoya giriyoruz ve kaydetmeye başlıyoruz.

- 88 yılında Volvox’u kurdunuz. Rock müzik yapmış olmanız ve sadece kızlardan oluşan bir grup olması açısından o dönem için cesaret isteyen bir girişim aslında. Nasıl tepkiler aldınız?

- İlk başta herkes gerçekten çalıp çalamadığımızı merak ediyordu. Ancak o kadar çalışkan bir gruptuk ki kısa süre içinde gerçekten olumlu gelişmeler kaydettik ve takip edilen bir grup olduk.

- Volvox olmasaydı Şebnem FERAH bugün burada olur muydu?

- Sadece Volvox değil, öncesinde de pek çok grup çalışmalarım olmuştu, dolayısıyla Volvox’u kurmasaydım mutlaka başka bir grup kurmuş olacak ve istikrarlı bir şekilde çalışacaktım. Volvox her birimize inanılmaz tecrübeler yaşattı. Zaten müziği o kadar çok seviyorum ki mutlaka bugün yaptıklarıma yakın şeyler yapıyor olurdum, bu tür gelişmeler etrafınızdan çok kendinizle ilgilidir. Ben, söz konusu müzik olduğunda her zaman çok heyecanlı ve istekli olmuşumdur. Bu da en temel belirleyici aslında.

- Küçük yaşlardan beri bir sahne tecrübeniz var. Yine de dinleyicinin karşısına çıktığınızda heyecanlanıyor musunuz?

- Hem de nasıl!!!! Ben zaman geçtikçe azalır diye tahmin ediyordum ama aksine artıyor. Bu biraz da bilinç durumunuzla doğru orantılı olarak artıyor aslında. Zaman geçtikçe daha da çok bilinçleniyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki bir konser anı hem sizin için hem de dinleyiciler için çok büyülü ve önemli bir an, sorumluluklarınızı daha çok idrak ediyorsunuz. Bu yüzden de heyecanım hep artıyor ama bu endişe içeren bir heyecan değil. Çünkü sahnede yaptıklarım, benim en doğal olarak ve zorlanmadan yapabildiğim şeyler. Zaten heyecan kaybolursa bu işi sürdürmenin mümkün olmadığına inananlardanım. Müzik yapıyorsanız sahip olabileceğiniz en gerekli şey yetenekten sonra heyecandır diye düşünüyorum. Çünkü bu heyecan sayesinde daha iyi işler yapabilme ihtiyacına girersiniz.

- Duygularınızı samimi, dobra, içinizden geldiği gibi ifade ediyorsunuz. Dinleyiciyle aranızdaki sıkı bağın nedeni bu mu sizce?

- Mutlaka etkisi vardır diye düşünüyorum. Benim dinleyicilerle paylaştığım en geniş ve gerçekçi alan “şarkıcılığımdır” aslında. Dinleyicilerle aramdaki bağın “gerçek” olmasının sebebi, bence tüm konularda göstermeye çalıştığım “özendir”, iyi bir şarkıcı olma arzumdur, paylaşmaya çalıştığım şeyin “müzik” olmasıdır, ama onlar adına cevap veremem tabi…..

- Türkiye’de genel olarak müzikal kaliteyi nasıl buluyorsunuz? Dinlemekten keyif aldığınız sanatçılar var mı?

- Dinlemeye bayıldığım bir sürü müzisyen var. Türkiye’nin genel müzikal durumunu ise pek olumlu karşıladığımı söyleyemem. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığımız sosyal dejenerasyonun müzik sektörü üzerinde de direkt bir etkisi var diye düşünüyorum. Ama bu durumdan bağımsız olarak kendi çabalarıyla daha standartlar üstü çalışmalar yapan müzisyenler de var ve bu da beni mutlu etmeye yetiyor. Doğrusu ben de böyle yapmaya çalışıyorum.

- Bence kesinlikle bunu başarıyorsunuz. Şarkı sözlerinize baktığımızda her dizesi, üzerinde düşünülmesi gereken derin anlamlar taşıyor. Ayrıca duygularınızı yalın, net ve çok düzgün bir Türkçeyle ifade ettiğinizi görüyoruz. Bu doğuştan gelen bir yetenek mi?

- Öncelikle çok teşekkür ederim. Bunun elbette içinizde barındırmanız gereken yetenekle ilgili doğru bir orantısı var ancak bu konuda kendimi geliştirmek için de çok çalıştığımı söylemeliyim. Çalıştıkça becerileriniz artar ve bu da size çok büyük bir özgürlük alanı sağlar. Ben etrafıma baktığımda bir sürü şarkıda, sırf kolay akılda kalsın diye, dinleyecek olan insanların algıları neredeyse hafife alınarak yazılmış şarkı sözlerine çoğunlukla rastlıyorum ve bu benim yapmak istediğim şey değil. Kendim herhangi bi r şarkı dinlediğimde, bir cümlesi bana bir şeyler yaşattığında nasıl mutlu oluyorsam aynı duyguyu yaşatabilmek isterim elbette. Ancak bunlar bir bütünün parçasıdır, hiç dilini bilmediğiniz bir şarkıyı da çok sevebilirsiniz, bu yüzden de her zaman en çok önemsediğim şey müzik ve performanstır.

- Türk Rock müziğinin markası haline geldiniz. Bu size ekstra bir sorumluluk yüklüyor mu?

- İnanın “marka” olarak anılmaktansa iyi bir müzisyen ve şarkıcı olarak anılmayı tercih ederim. Benim yapmaya çalıştığım şey bu çünkü. Marka olmak bir sürü dış etkene bağımlı bir şeydir çünkü ama iyi müzisyen olmak her şeyden önce sizin disiplininizedir ve ben başka faktörlere bağlı olmadan müzik yapmayı seviyorum. İyi bir şeyler yaptığınız sürece olumlu sonuçlarla da kaçınılmaz olarak karşılaşırsınız. Belki biraz sabretmek gerekebilir ama mutlaka karşılaşırsınız. Bense direkt olarak sonuçlarla değil de kendi yükümlülüklerimle ilgilenmeyi tercih ediyorum. Söylemeye çalıştığım şey, ben kimsenin tanımadığı bir müzisyenken de bugünkü sorumluluk ve disiplin duygularına fazlasıyla sahiptim, aksini hayal edemiyorum zaten.

- Müzik dışında nelerden keyif alıyorsunuz?

- Zamanım olduğunda seyahat etmekten, film seyretmekten, arkadaşlarıma yemek yapmaktan, ailemle olmaktan hoşlanıyorum.

- Şarkılarınızın söz ve müzikleri size ait, albümlerinizin bir kısmının prodüktörlüğünü de siz yaptınız. Kendinizi eleştirirken, zaman zaman objektif olmakta zorlanıyor musunuz?

- Ben kendimin en katı eleştirmenlerinden biriyimdir aslında. Zaten objektif olmadığınız sürece prodüktörlük yapmanıza fiziksel olarak imkân yok bence. Elbette karşıdan görmekte zorlandığım taraflar oluyor zaman zaman ama bu yüzden de sayısı az da olsa fikrine çok güvendiğim arkadaşlarımın ya da büyüklerimin fikrine başvururum. Ancak albüm yaparken kendi yapmak istediğim müzik benim için “en önemli” olduğundan bazen de kim ne derse desin inandığınızı yapacak kadar da inatçı olmanız gerekir. Bütün bunların deng esi çok kolay bir denge değildir ama bir şekilde bu dengeyi korumaya çalışıyorum.

- 15 yılı aşkın bir süredir müzik dünyasının içindesiniz. Rock müzikle ilgili tüm aşamalara yakından şahit oldunuz. Türkiye’de Rock müziğin olgunlaşma çabalarını nasıl buluyorsunuz? Sizce neden dünyaya açılamıyoruz?

- Türkiye’de Rock müziğin sektörel gelişimi kesinlikle şirketlerden çok “kişilerin” çabalarıyla şekillenmiştir, bu sayede de bugün artık Rock müziğin “öcü” bir müzik türü olmadığına inanabilen, sevebilen şirketler doğdu. Müzisyenler zaten her zaman vardı. Ne mutlu ki artık kendilerini pek taviz vermeden de ifade edebilecekleri albümler yapabilme fırsatına kavuştular. Olup bitenleri çok olumlu bulmakla birlikte bu gelişmelerin ne kadar gerçek olduğunu birkaç yıl sonra değerlendirebileceğiz diye düşünüyorum. Dün yaya açılma meselesini ise sadece müzisyenlerle ilgili olarak görmüyorum, bu Türkiye’nin müzik sektörünün “ne kadar uluslar arası bir tavır sergileyebildiği” gerçeği ile ilgilidir. Bu alanda da henüz ülke olarak tecrübe etmemiz gereken çok gerçek olduğunu görüyorum maalesef. Ama iyi niyetle ve özenli bir şekilde çalıştığımız sürece uzun vadede pek çok şey değişecektir diye umut taşıyorum.

Image Hosted by ImageShack.us