ŞEBNEM FERAH

Hepimizin Yüreğine Düşen Büyülü Bir Çiy Tanesi O!



Ben Etrafımın Ve Kendimin Farkındayım;
Beni Ancak Ben Mahfedebilirim...
Şebnem Ferah

 

20 Yıl Önce Neler Yapıyordun?
Bundan 20 yıl öncesi müzikle ilişkimin ve buna ek olarak müzikal tercihleriminde çok belirginleştiği
zamanlardı. Gitar çalmaya başlamıştım ve aynı anda 2-3 grupta şarkı söylüyordum açıkcası tüm vaktimi ve enerjimi müziğe, şarkı söylemeye ayırıyordum. O yıllar; bugün yapmaya çalıştığım şeylerin; sanırım ilk şekillenmeyye başladığı yıllardır.

 

İlk Ne Zaman Blue Jean Aldın?
Bunu net olarak hatırlayamıyorum ama benim 15-16 yaşında olduğum yıllar televizyonda bugünkü gibi rahat
rahat yabancı videoları izleyebildiğimiz yada sevdiğimiz grupların albümlerini herhangi bir müzik markette rahatlıkla bulamadığımız yıllardı. Dolayısıyla dünya müziğinin içinde geniş bir yer kaplaması ve ebenimde ilgi alanıma girmesi sebebiyle keşfettiğim andan itibaren sıkı sıkı sarıldığım bir dergi olmuştur.

 

Geriye Dönüp Baktığında Blue Jean'in Hangi Dönemini Daha Çok Beğendiğini Söyleyebilirmisin?
Yukarıda söylediklerimi anımsyacak olursak benim için her zaman değerli oldu. Ama elbette ilk yıllarda, yine
az önce sözünü ettiğim koşullar altında benim gibi bir müziksever için çölün ortasında suyla dolu bir kuyu bulmak gibiydio yüzden o zmanlarında sevdiğim grupla ilgili bulabilceğim bi paragraflık bir bilgi benim için nasıl kıymetliydi anlatamam. Düşünün internet yok videomüzik kanalları yok.


Hiç Aklında Kalan Unutmadığın Bir Yazı Var Mı?
Bir sürü vardır çünkü bilgi ihtiyacımıda karşılamamda olumlu etkisi vardır ama şu sayının şu yazısı diyecek
kadar kesin hatırlayamadım şimdi.

 

20 Yıl İçinde Hayatında Neler Değişti?
Beklenmedik değişiklikler yaşamadım hep bir önce attığım adımın sonuçlarına yeni adımlarımın heyecanları
eklendi müzik yaparak yaşayabilen mutlu biri olmak istiyordum ve aşkla çalıyordum bugünde bunu yapmaya çalışıyorum sadece içinde olduğum alanın çapı büyüdü ama ogün de hayatımın merkezinde müzik vardı bugün de öyle.


20 Yıl İçindeki Müzikal Değişimle İlgili Neler Syleyebilirsin?
Sadece müzikal değişiklerle kalsaydı belki bişeyler söylemek daha kolay olabilirdi. Ancak sektörel anlamda da
çok büyük değişiklikler oldu müziği hayatımıza sokma alışkanlıklarımız ve yöntemlerimizde özellikle internetin çok büyük etkisiyle şekil deiştirdi bütün bunlar olurken sadece müzikal değişikliklerin ve onların algılanış biçimlerinin vede izdüşümlerinin üsründe değerlendirme yapmayı denemk çok sağlıklı olmaybilir.


En Beğendiğiniz Blue Jean Kapağı Hangisi?
Çok sevdiğim grupoların müzisyenlerin kapakta olduğunu görünce doğal olarak o sayıları daha büyük
heyecanla alrım ama sayıları çok olduğu için 20 seneye dair en sevdiğim kapağı seçmekte zorlanıyorum.

ROCK MÜZİSYENLERİ İÇİN PERFORMASIN ÇOK ÖNEMİ BÜYÜKTÜR, SİZİN İÇİN DE NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU 10 MART KONSERİNİZİN DVD KAYDINDA GÖRDÜK.. AMA BİR DE PERFORMANSIN ÖNEMİNİ SİZİN AĞZINDAN DUYALIM.

Performanslar dinleyicileri ile müzisyen arasında, araya hiç birşey girmeden, hiç birşeyden etkilenmeden, beraberce yaşayabildikleri en güzel anlar. Sadece rock müzisyenleri için değil, herhangi bir müzisyen için performansın anlamı çok büyük. Benim için müziğe ilk başladığım anlardan beri çok büyük. Çünkü ben 20 yıldır sahne üzerindeyim ve bu süreçte konserler hep önemli oldu. Kendi evinizde yaptığınız parçaları, bir performans esnasında, binlerce kişinin ağzından duymanın nasıl bir his olduğunu anlatamam. Bu müzisyenin duygularını çok besleyen bir şey.

KONSER KAYDINI ALBÜM YAPMA FİKRİ NASIL ÇIKTI PEKİ, 10 MART KONSERİNİ NEDEN TERCİH ETTİNİZ ?

Konser kaydını albüm haline getirmek dünyada çok gelenekselleşmiş bir şeydir. Herhangi bir müzisyen konser kaydı yapar. Sektörde kendine yer edinmemiş bir alan ama ülkemizde. Benimse çok arzu ettiğim birşeydi. Sahne üzerinde o parçaların stüdyodan farklı olarak, evrilmiş, büyümüş, gelişmiş ve üstelik dinleyicilerin katkısı da eklenmiş halini kaydetmek, çok heyecan verici. Hem bizler için hem çalan ve söyleyenler için hem de dinleyiciler için de öyledir diye düşünüyorum. Çünkü ben de bir dinleyiciyim ve konser albümü dinlemeye bayılırım. Durum böyle olunca doğru koşulları bir araya getirmem gerekiyordu böyle bir albüm sunmak için. Aklımda senfoni orkestrası ile bir araya gelirsek hoş bir konser olacağına dair uzun yıllardan beri bir fikrim vardı. Sadece bunu hayata geçirmek çok uzun bir çalışma gerektiriyordu. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Dinleyicilerin yıllardır, stüdyo ortamında dinlemeye alışık oldukları parçaları farklı akustik enstrumanlara yayılmış olarak, biraz daha gelişmiş şekilde onların kalbine, kulaklarına, algılarına sunulması daha iyi bir fikir gibi geldi bana. Kalabalık bir orkestra ve kendi ekibim ile beraber her türlü fikir alışverişine ve nota yazımlarına başlayarak, bu konserle ilgili ön çalışmamızı yaptık. Bu ilk safhasıydı. İkinci safhası ise notaların yazıldıktan sonra prova edilmesiydi ki o çok daha uzun bir süreçti ama çok zevkliydi.Bilmiyorum toparlayabildim mi ama, bu konser albümümün kendine ait küçük bir özelliği olmasını arzu etmiştim ve oldu diye seviniyorum. Çünkü senfoni orketrası ile beraber konser yapmak bir çok rock müzisyeninin hayal ettiği bir şeydir ve oldu diye seviniyorum ben de.

SENFONİK MÜZİK, ROCK MÜZİĞE ÇOK YAKIŞAN BİR MÜZİK. SİZ DE BİRÇOK ROCK MÜZİSYENİNİN HAYALİDİR DİYORSUNUZ. SENFONİK MÜZİKLE ROCK MÜZİK İLİŞKİSİ İÇİN SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Aslında ikisi de çok farklı disiplinler. Birbirinden çok uzak ve çok farklılar. Ben ihtişamlarını çok farklı bulurum tamamen farklı disiplinler olsa da. Sadece bir rock grubu ile senfoni orkestrası bir araya geldiğinde değil, bir rock müzisyeni klasik bir eseri yorumladığında da çok etkilenirim. Çok güzel sonuçlar alındığını düşünüyorum.

İLERDE SİZİ SENFONİK ROCK YERİNE BAŞKA BİR MÜZİK TÜRÜ İLE GÖRME İMKANIMIZ OLABİLİR Mİ?

Senfoni ile çalışmak çok hoşuma gitti, sonrası için de şöyle bir fikrim var. Biz sadece senfoni orkestrasıyla değil grup olarak da çaldık bu konserde ama daha kalabalık bir senfoni orkestrasının, akustik enstumanları ile tamamen sıfırdan yazılarak sunulacak eserlerin olduğu bir konser projem var. Heralde yakın gelecekte değil de 1 - 2 yıl sonra yapabileceğim bir şey olur.

KONSER VERİLECEK MEKANLARI NASIL SEÇTİNİZ? CD İLE DVD KAYDI İÇİN GERÇEKTEN İYİ MEKANLAR VE GÜÇLÜ BİR EKİP GEREKİR...

Eğer sadece senfoni orkestrasındaki arkadaşlarımla beraber olsaydık, o zaman tamamen farklı bir yer seçerdik. Çünkü onların mikrofonlandırılması başka bir sistemdir ama rock ile bir araya geldiğinde ortaya çıkacak olan seslendirme bambaşka bir sistem ile yapılandırılıyor. Sahne içinde kullandığınız bir takım teknik ekipmanların size sağladığı avantajlar ile aradaki sound farklarını giderebiliyorsunuz. Açıkçası Türkiye’de zaten her türlü konser için çok iyi akustik olarak da ele alınmış konser salonu yok. Biz konser alanının özelliklerinden ziyade, çalıştığımız ekip ve ekipman seçimine dikkat ederek giderebiliyoruz bu sorunu. O gün mesela... Dört ses teknisyeni ile çalıştık, dört ayrı masa kullandık, teknik olarak çok destekleyerek bu konserde olabilecek zorlukların üstesinden geldik. Zaten onları görsel ve işitsel olarak kaydetmek, ordan aldığımız tüm kayıtları detaylı olarak stüdyoya girip ayrıca mixlemek gerekiyor DVD ve Cd kaydı için. Ondan sonra o sesin üzerine görüntü montajlanmaya başlıyor.

KENDİ PARÇALARINIZDAN OLUŞAN REPERTUARINIZ HAYLİ GENİŞ. DİNLEYİCİLERİNİZ HER ŞARKINIZA EŞLİK EDİYOR KONSERLERDE. BU DA ŞARKI SEÇİMİNİ ÖNEMLİ KILIYOR. KONSERDE SÖYLEYECEĞİNİZ PARÇALARI NASIL SEÇİYORSUNUZ?

Biz uzun süre sahnede kalan bir ekibiz. Konserimiz ortalama iki buçuk saat sürüyor. Beş tane albümüm var, bunların içerisinde 49-50 şarkı var. Aralarında bir 15,16 şarkı var ki zaten videolandırılmış, herkesin çok yakından tanıdığı şarkılar. Sıkça konser veren bir ekip olduğumuz için, insanların o parçalardan hangisini daha çok duymak isteyeceğini az çok tahmin ediyoruz. Bu konser için önemsediğim bir kriter daha vardı o da şuydu; hangi parçanın orkestral düzenlemeye iyi reaksiyon vereceğini kestirmeniz gerekiyordu. Bazı albümlerimde orkestral düzenleme kullandığım bir şeydir. Dolayısıyla o parçaları hiç değiştirmeden kullandım. Mesela “Can Kırıkları” buna bir örnektir. Zaten içerisinde böyle bir tavır vardı. Önce daha uzun bir playlist hazırladık 30 şarkılık. Bütün bu parçaların provasını yaptıktan sonra da en iyi sonuç verdiğini düşündüğümüz, 22 adet şarkıyı seçtik. Bunların sıralamasını yaparken şuna dikkat etmek durumundaydım, Dinleyiciler bir albüm dinler gibi - ki buna konserlerimde de dikkat ediyorum- dinlemeliydiler bu konseri. Bu yüzden hangi parçayı, ne zaman dinlemek isteyeceklerini, ne zaman tansiyonun yükseleceğini kestirmem gerekiyordu. Bunları aslında biraz tecrübeyle hisseder hale geliyorsunuz. Eğer dinleyiciyi iyi takip ediyorsanız, bir fikriniz olabiliyor size öngörüde bulunmanız konusunda yardımcı olacak. Bunların bütünüyle, bir playlist hazırladık ve aynı playlist’i de albümde aynı sırayla kullandık.

POWERTÜRK MÜZİK ÖDÜLLERİNDE, DİNLEYİCİLER PERFORMANSLARINIZI ÖDÜLLENDİRDİ. DİNLEYİCİLERİN İLGİSİ SİZİN İÇİN, BU İŞİN NERESİNDE YER ALIYOR ?

Dinleyicilerin yakından tanık olduğu, albüm çıkararak sürdürdüğüm son 10 yıllık müzikal yolculuğumun genelinde dikkat ettiğim şey, bir takım beklentiler üzerine değil de, gerçekten kendim nasıl dinlemeyi seviyorsam, ne beni mutlu ederse onu yapmaya gayret ettim. Birileri de buna ilgi gösterirse çok mutlu oluyorum. Genel özeti bu yapmaya çalıştığım şeyin. Bu 10 yılı da verimli kullandığımı düşünüyorum ve güzel bir ilişki oldu aramızda. Bir konseri en güzel yapan yapan şey aslında sizin performansınız. Yani yıllarca çala çala yaptığınız şeyi çok iyi yapar hale gelmelisiniz. Gelemiyorsanız yapmamalısınız.Bunun dışında ki ana unsur dinleyicilerin etkisi oluyor. Küçük bir farkla o günün unutamayacağınız bir gün haline gelmesine sebep olabiliyorlar. Ve bu benim mucizevi bulduğum bir şey. Yani bu kadar severek yaptığınız bir şey olması hayatta, yeteneklerini kullanarak yaşayan bir insana verilmiş en büyük hediyedir.Bu duyguyu içimde bana yol gösteren bir duygu olarak kabul ediyorum. Şimdiye kadar herşey çok olumlu gitti. Bizler özenerek çalışmalar yapan bir ekibiz. Belki çok örneği olmadığı için bilmiyorduk nasıl karşılanacağını ama şimdiye kadar duyduklarım hep çok güzel şeyler. Açıkçası ben de bundan sonra daha sık yapılmasını isterim. Endüstride büyük bir eksiktir bence konser albümü yapılmaması.

CD-DVD KAYDININ SONUÇLARINDAN MEMNUN MUSUNUZ ?

Bunlar benim için sonuç değil. Bu çalışmananın direktörü Tarkan Gözübüyük, görsel yönetmeniyse Hakan Utangaç, yardımcı prodüktörleri Ozan Tügen. Ben her aşamasında yer aldım çalışmaların. Her aşamasında bulunduğum ön koşullarını kendimin de hazırladığı A’dan Z’ye teknik detaylara hakim olduğum bir albüm olduğu için, sonucundan memnun olmak diye birşey söz konusu değil. Zaten sonucu siz hazırlıyorsunuz. Uzun süredir tüm çalışmalarımda bu şekil bir davranış biçimi sergiliyorum herhangi bi sürprizle karşılaşmamak için. Ön çalışmanız ne kadar iyiyse sonuç da o kadar iyi olur. Yani çok kötü bir ön çalışmanın iyi sonuç vermesini bekleyemeyeceğimiz gibi, iyi ön çalışmaların kötü sonuç vermesi de pek rastlanır şeyler değildir, eğer iyi bir ekibiniz varsa. O gün konser de 160 kişilik bir ekip çalıştı eş zamanlı olarak, herhangi bir şeyin aksamaması için. Bu ülkemizde pek alışılmış bir çalışma biçimi değil çok prova gerektiriyor. Bunun akışını günlerce yapmamız gerekiyor, saniyesi saniyesine. Işık için de öyle. Ama ben çok zevk alıyorum böyle çalışmalardan ve sonucunda, dinleyiciler üzerindeki etkilerinin de olumlu olacağı inancındayım. Umut ediyorum en azından

Milas Havaalanı'na indiğimde Ipod'umu taktım kulağıma. Bodrum Antik Tiyatro'daki konser alanına vardığımda, Şebnem Ferah'ın 'Can Kırıkları' şarkısı çalıyordu. Gözlerimi kapattım. Gözlerimi yeniden açtığımda Antik Tiyatro'nun kadife örtülerle kaplı sahnesinde 'Can Kırıkları' çalmaya devam ediyordu. Ama unplugged idi. Yani elektro gitarın yerini iki klasik gitar ve dört kişilik yaylı grubu almıştı. Dev kristal avizesi ve kırmızı örtüleri ile hafiften 'Nirvana Unplugged in New York'u çağrıştıran sahnede yine dev bir Şebnem Ferah vardı. Elektro gitar olmadığı için, vokale daha çok yüklendi ve onun o eşsiz sesinin, daha önce hiç duymadığımız gizli kıvrımlarına tanık olduk. Müthiş bir konserdi. Tabii projeye katkısı olan Turkcell'e de teşekkür etmek gerek. Ben en çok 'Can Kırıkları', 'Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem' ve 'Mayın Tarlası'nın akustik versiyonlarını beğendim. Aykan, Buket, Metin ve Ozan yine süperdi. Ancak Metin sanki elektro gitarını özler gibiydi :) Konser sonrası Şebnem Ferah ile yaz başından beri beklediğimiz senfonik konser DVD'si ve cd'si üzerine de konuştuk. DVD montajı umduklarından çok uzun sürmüş. Ancak iki haftaya kadar piyasaya çıkacakmış. 22 şarkıdan oluşan konserin müzik kayıtları da aynı anda piyasaya çıkacakmış. Gelecek yıl yeni albüm gelene kadar maalesef bunlarla idare etmemiz gerekiyor sevgili Şeboistler! Haa tabii bu konseri kaçıranlar, 9 Eylül'de Harbiye Açıkhava'da izleme şansını yakalayabilecekler.


Sabah gazetesi günaydın eki: 28 ağustos 2007

Ben de her kadın gibiyim..
Şebnem Ferah, 24 Ağustos Cuma günü Bodrum Antik Tiyatro'da vereceği konserde şarkılarını yazdığı ilk günkü heyecanla izleyenleriyle paylaşacak.

Şebnem Ferah, 24 Ağustos Cuma günü Bodrum Antik Tiyatro'da vereceği unplugged (akustik) konserde şarkılarını yazdığı ilk günkü heyecanla izleyenleriyle paylaşacak. Ferah, şarkılarına duyulan büyük ilgiyi şöyle özetliyor: "Ben de her kadının yaşadıklarını yaşadım. Ama onları başkalarının süzgecinden çıkan sözlerle değil, içimden gelen kelimelerle anlattığım için müziğimi dinleyenlere 'Ben de böyle hissetmiştim' dedirtebiliyorum.

Bu konser için ne zamandan beri hazırlanıyorsunuz?
- Unplugged konseri için şu an dördüncü provamızı yapıyoruz. Aklımızda akustik bir konser verme fikri vardı. Bodrum Antik Tiyatro'nun tarihi dokusuyla uyuşacağını düşündük. Sanırım iyi olacak.

"Senfonik Hareketler" gibi devamı gelecek bir konser serisinin başlangıcı mı olacak bu konser?
- Amacımız bu projeyi mini konser serisi haline getirmek. 8 Eylül'de Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde akustik olarak sahne alacağız. Ama bunu da kaydedip bir materyal haline getirmek gibi bir fikrimiz yok.

Şarkılarınızın yaratım sürecinizi iyi yansıtması için mi unplugged konserleri tercih ettiniz?
- Evet... Ben şarkılarımın neredeyse tamamını akustik gitarla çalıp kaydediyorum. Şarkının en ilkel hali ve benim için en gerçek hali o oluyor. Onun üzerine stüdyoya girip bir şekilde kreatif çalışmalarda bulunuyoruz.

DVD ne zaman raflarda olacak?
- Sonuna yaklaştıysak da kayıtlar ve montajlar devam ediyor. Tarih veremem ama az kaldı.

Dinleyicileriniz gerçek anlamda birer "fan". Yine bir izdiham mı yaratacaklar?
- İnşallah... Aslında ben olsam onlara fanatik demem. Bizim onlarla kemikleşmiş bir ilişkimiz var. Karşılıklı seviyoruz birbirimizi. Çünkü aramızdaki ortak payda müzik ve şarkılar. Ben o şarkıları yaparken olabildiğince özenli olmaya çalışıyorum. Çünkü şarkılarımla kalbimi paylaşıyorum. Onlar da bu paylaşıma karşılık vererek beni çok mutlu ediyorlar.

Bu yola çıkarken gün gelip böylesine büyük bir ilgiyle karşılaşabileceğinizi düşündünüz mü hiç?
- Düşünmedim. Yıllar önce kafayı müziğe takmış, bütün gün deli gibi gitar çalmak ve şarkı söylemek için çalışan bir kızdım. Beni şanslı kılan o heyecanımı hálá kaybetmemiş olmam.

Alternatif bir müzikte ortaya çıkan ve kalıcı olan güçlü bir bayan vokalsiniz. Sizden sonra piyasaya açılan genç bayan rock vokalleri nasıl buluyorsunuz?
- Bir sürü genç arkadaşımın albüm yapmalarını ve konser vermeleri beni çok mutlu ediyor. Müzik bir ülkenin kültürüne ait önemli bir sanat dalıdır. Hiç üretim olamayan yerden korkmak gerekir. Ben rock müzikteki gelişimi çok olumlu buluyorum. Bundan 20 yıl önce 'Her akşam hangi bara giderseniz gidin farklı bir rock grubu çalacak' deseydiniz buna asla inanmazdım!

Ufukta düet projeleri görünüyor mu?
- Hazırda bir proje yok. Ama arkadaşlarım rica ettiği zaman mutlaka yardımcı olurum çünkü ben de düetlerden keyif alıyorum. Tek sorun zaman. Bütün konsantrasyonumu başka bir projeye verdiysem bu tür projeleri hayata geçirmek zor oluyor. Elimden geldiğince herkese yardım etmeye çalışıyorum.

Peki, bu konserde bizi neler bekliyor?
- Bana beraber çalıştığım arkadaşlarım Ozan Tügen, Buket Doran, Metin Türkcan, Aykan İlkan ve Ceren Tügen ve Can Şengün eşlik edecek. Sahnede ayrıca bir çello, bir viyola ve iki kemandan oluşan bir 'quartet' olacak. Umarım dinleyenler de sever.

Ünzile'ye ruhumu kattım
Onno Tunç şarkılarından "Ünzile"yi seslendirdiniz ve büyük ilgi gördünüz...
- O şarkının her bir sözünü her bir notasını söylemekten zevk aldım. Hayatım boyunca yazmak istediğim sözler bütününü içeriyordu. Parçayı kaydederken de elimizden geldiği kadar iyi bir şekilde yorumlamaya çalıştık. Orijinaline sağdık ama ruhlarımızı katarak...

Aşk şarkılarınız seviliyor, kabulleniliyor ve benimseniyor. Siz de herkes gibi mi yaşıyorsunuz ilişkilerinizi?
- Her kadının yaşadıklarını yaşadım. Ama onları başkalarının süzgecinden çıkan sözlerle değil, kendi içimden gelen kelimelerle anlattığım için belki biraz daha "Ben de böyle hissetmiştim" dedirtebiliyordur.



[ 20.08.2007 / HÜRRİYET - KELEBEK ]

 

''Artık aile kurmak istiyorum''

35 yaşında zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anladığını söyleyen Ferah, dünyayı gezmek, sağlıklı, eğlenceli ve verimli bir ömür geçirmek istiyor.

1988 yılında kurduğu Volvox’la rock müziğin en önemli sesi olmaya doğru ilk adımını attı Şebnem Ferah. Kadınlardan oluşan ilk rock grubuydu Volvox, ki o günün koşullarında bu inanılmaz bir şeydi! Ferah’ın azmi ve inancı bu beş kadını bir araya getirmişti. O günden bu yana çizgisinden hiç sapmadan devam ediyor yolculuğuna. Her albümüyle 'sadık’ dinleyicisinin gönlünü bir kez daha kazanıyor.

Şebnem Ferah şu sıralar çok heyecanlı. Çünkü 24 Ağustos’ta Bodrum Antik Tiyatro’da bambaşka bir konser sunacak. Ferah, tam beş albümünden en sevilen şarkıları akustik olarak yani 'en gerçek’ halleriyle sunacak.

Konserin provasında, Maslak Oto Sanayi Sitesi’ndeki küçücük stüdyoda yakaladık Şebnem Ferah’ı. Etrafımızı saran oto tamirhanelerinden yükselen seslerin arasında hayli eğlenceli bir röportaj yaptık.

Sahnedekinden bambaşka bir Şebnem Ferah’tı karşımızdaki. Sıcak, sevecen, esprili ve daima gülümseyen biri… Gözlerinde samimiyetin pırıldadığı, mutevazı biri! Belki beylik sözler gibi gelecek bunlar size ama gerçekten de öyle biri Şebnem Ferah. Ve şarkılarını söylemeye başladığında ise o ufak tefek kadının nasıl devleştiğine şahit olduk. Dinleyiciyi, büyülü sözlerle işlediği şarkılarıyla nasıl sarıp sarmaladığına… O küçücük stüdyoyu sesiyle nasıl doldurduğuna…

Hemen bir not ekleyelim, Şebnem Ferah’ın sevenlerine bir başka hediyesi ise 10 Mart 2007’de Orhan Şallıel yönetimindeki 50 kişilik senfoni orkestrası ile verdiği konserin kayıtlarından oluşan albüm ve DVD. Sahne performansı dillere destan olan Şebnem Ferah’ın bu 2 CD’den oluşan albümü ve DVD’si kaçırılmamalı. Bu arada Bodrum konseri 8 Eylül’de de İstanbul Açıkhava’ya taşınacak.



Bodrum Antik Tiyatro’da nasıl bir konser sunacaksınız?
Bodrum’da unplugged bir konser yapacağız. Şarkıları hep albümlerde dinleyicilerin dinlemeye alışkın oldukları versiyonla çalıyorduk. Yıllar önce iki tane akustik konser yapmıştık ve tadı damağımızda kalmıştı. Bir de Antik Tiyatro’nun atmosferine çok uyacağını düşünüyorum, unplugged konserin. Bütün bunların birleşmesiyle bu konser doğdu.

Şarkıları nasıl belirlediniz?
Seçtiğimiz konsepte en uygun sonuç verecek olanları saptayabilmek için yaklaşık 30 parçalık bir repertuvar oluşturuyoruz. Sonra şarkıları belirlediğimiz formda çalıp, hangisi uygunsa onları seçiyoruz. Ama bu arada müzikseverlerin çok alışkın olduğu parçalar var. Onları çalmamak mümkün olmuyor. Elimizden geldiği kadarıyla dinleyicilerin daha çok sevdiklerini bildiğimiz parçalara ağırlık veriyoruz.

Bir de yeni albümünüz yayımlanıyor.
Onun neredeyse sonlarına geldik.

Nasıl bir albüm olacak?
Senfoni orkestrasıyla 2 konser yapmıştık. Bunlardan birini işitsel ve görsel olarak kaydettik. Bu kaydı hem DVD hem CD formatında dinleyicilerimizle paylaşacağız. Neredeyse 2 küsur saatlik bir materyal. Sahne, müziğin en sevdiğim taraflarından biri. Bu durumu ve dinleyicilerin herhangi bir konseri ne kadar güzelleştirebildiğini gösterebilmek için bunu belgeleme ihtiyacı içimizden geldi. Ama daha bitirmiş değiliz.

Sizin sahne performanslarınız hep konuşulur. Sahne performansınıza güvendiğiniz için mi özellikle böyle bir albüm DVD hazırlamak istediniz?
Doğrusunu söylemek gerekirse dünya müzik sektöründe müzikal anlamda başarılı olmuş birinin ilk yapacağı şeylerden biridir canlı performansı albüm haline getirmek. Fakat Türkiye’de bu pek gelenekselleşmiş bir şey değil. İnsanların tercih ettiği ya da koşulların izin verdiği bir şey haline gelmemiş. Biz de yapınca gördük, o oluşumu sağlamak zormuş. Hele hele bunu DVD haline getirmek biraz daha zor. Ama benim hep böyle bir arzum vardı. Şarkıları stüdyoda bir şekilde kaydediyoruz ama yıllar boyunca sahnede çala çala başka bir forma bürünüyorlar. Şarkıların bakir haline ayrıca binlerce dinleyicinin duyguları da katılıyor. Sahnedeki kişi olarak bunu hissedebiliyorum ve hissedebildiğim kadarını da bir konser albümü ve DVD eşliğinde paylaşmaya karar verdik.

Sizin için Türkiye’nin en sağlam kadın vokallerinden tanımlaması yapılır. Ne düşünüyorsunuz bu tanımla ilgili?
Kendimi bildim bileli iyi şarkıcı olmaya çalışıyorum. Ama bunun ötesinde söyleyebilecek bir şeyim yok. İyi bir müzisyen olmaya gayret ediyorum. İyi şarkıcılık da iyi müzisyenliğin parçalarından biri.

Kadın müzisyen olarak rock müzik içinde var olma zorlukları yaşadınız mı?
Volvox’un kurulduğu dönemler sadece bir kadın için değil erkekler için de zor dönemlerdi. Uzun saçlı erkek arkadaşlarımızın yolda yürürken şiddetle karşılaşabildiği bir dönemdi. Bugünkü gibi değildi şartlar. Gerçekten zordu. Ama tüm dürüstlüğümle söylemeliyim ki ben meselelere kadın olmak bunu daha ne kadar zorlaştırıyor diye hiç bakmadım. O kadar büyük bir aşkım ve sevdam vardı ki kadın olmam bunu daha da mı zorlaştırıyor acaba diye düşünecek fırsatım olmadı. Neredeyse deli gibi bütün gün çalışıyordum. Bir şeye bu kadar çok yoğunlaştığınız zaman zaten onun negatif taraflarından ziyade size kattıklarına ve sizin de o alan için yapabildiğiniz şeylere odaklanmaya başlıyorsunuz. Yoksa zor değil miydi? Zordu tabii. Bir kere fiziksel olarak bile zordur. Koca koca amfiler, gitarlar…

Çevrenizdeki müzisyenler sizi nasıl karşılıyordu?
Elbette 'hımm bakalım çalabiliyorlar mı?’ diye kontrol edenler oluyordu. Ama biz belki de şanslıydık. Aynı dönemde müzik yaptığımız erkek arkadaşlarımız bizim bu müzikle ilgilenmemizi destekliyorlardı. Destek veren arkadaşlarımızın varlığıyla karşılaştık genel olarak.

Peki siz neden kendinizi rockla ifade etmeyi seçtiniz?
Tamamen bu müziğe duyduğum aşkla ilgili. Rock müzikle ilişkimin başlaması neredeyse çocukluk yıllarıma rastlıyor. Dolayısıyla bu bilinçli bir tercih olmaktansa, daha çok kendiliğinden oluşan, düşünerek değil içimden geldiği gibi ortaya çıkan bir şey bence. Müziğin farklı türlerinden zevk alabilen biriyim ama söz konusu mikrofonu elime alıp şarkı söylemek olduğunda içimdeki adrenalinle, duygularımla, tansiyonumla ve fikirlerimle en iyi paslaşan şey bu.

Sizce Türkiye’de gerçekten bir rock kültürü var mı?
Müzik herkesin kendi duygularına ve doğrularına göre yaptığı bir şeydir, başkalarınınkine göre değil. Elbette ülkemizde başka müzik türleri kadar geniş bir coğrafya kaplamıyor ya da var olan halinin de içeriği tartışılabiliyor ama bence insanların duygularıyla ilgili bazı şeyleri ne kadar konuşursak konuşalım boş konuşmuş oluruz. Benim hoşuma giden şey eskiye oranla çok daha fazla şey üretiliyor ve üretmek sadece tüketmekten daha olumlu geliyor bana. Yapılan şeylerle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak için biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Şarkılarınızda hep acı çeken bir kadın var. Aşkı ızdırap veren bir şey olarak mı görüyor ve yaşıyorsunuz?
Hayır, kesinlikle öyle değil. Aşık olmak dünyanın en güzel şeyi, çok eğlenceli tarafları da var. Hatta eğlenceli tarafları çok daha fazla. Ben yapı olarak üzüntülerimi, sıkıntılarımı günlük hayatıma, çevreme pek yansıtmam. Belki de içimde tuttuğum için bunlar daha sonra şarkı sözü olarak ortaya çıkıyor. Gerçi şu da var. Mesela ''Kelimeler Yetse'', hakikaten bir kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi kadın tarafından anlatan bir albümdür. Ama ''Can Kırıkları''nda hiç oturup da aşk şarkısı diye yazdığım bir şarkı yok. Bazen de dinleyiciler öyle bir anlam yüklüyorlar. Ama bence bu da güzel ve kontrol edemeyeceğimiz bir şey. Ben de kim bilir kimin ne şekilde yazdığı bir parçaya ne anlamlar yüklüyorumdur. Müziğin güzel tarafı bu bence.

Neden ''Kelimeler Yetse''de bu durum söz konusu oldu peki?
O zaman içimdeki en baskın şey buymuş demek ki. Üzgündüm, yorgundum, bunları haykırmak istemişim. ''Can Kırıkları'' albümümdeyse odak noktası kendim değilim. Bir de aslında ben bir şarkı yaparken hiçbir zaman önce söz yazmam. Hep müziği düşünürüm önce. Buna eşlik edecek sözlerse benim için bir film setindeki objeler gibidir. Dün olmayan bir şarkı yapmaya oturuyorsunuz ve beyninizden değil, kalbinizden çıksın istiyorsunuz. Kafamda bir konu oluşturup ille de ona uygun bir şey yapmak açıkçası bana pek samimi gelmiyor. Daha doğrusu bu güdüyle yazılmış hiçbir şarkının derinden etkileyici olduğuna tanık olmadım. Oysa benim en önemsediğim şey şarkının kendisinin de etkisinin de bir derinliğinin olabilmesi. Bunun asla her müzisyene uyacak tek bir formülü yok.

30 yaşını aşmışken artık nasıl bakıyorsunuz hayata ve aşka?
İnsan her zaman bir sürü yeni deneyimler yaşıyor, tecrübeler ediniyor. Bu tecrübeler kimi insanı daha olgun daha sakin, kimi insanı ise daha fazla hayatla kavga eder bir hale getiriyor. Ben de hayatı mümkün olduğu kadar dolu dolu, içimden geldiği gibi yaşamaya gayret eden biriyim. Müzik odaklı bir hayatım var. Şu çok önemli bir şey: Benim yaşımda sevdiğiniz bir şeyi yaparak bir hayat oluşturmak sürekli bir mutluluk kaynağı veriyor.

Bu tecrübeler sizi nasıl biri haline getirdi?
Ben her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Bir şey üretmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan en çarpıcı gerçek zamanın ne kadar kıymetli olduğu. Eskiden müzik yaparken hissetmediğim şeyler de hissediyorum. Bizim jenerasyonumuzun çok garip bir geçiş sürecine denk geldiğini ve bazı görevlerimiz olduğunu düşünüyorum. Bunların toplamı beni daha fazla sorumluluk sahibi biri haline getirdi.

Bunu pek çok kişi merak ediyor. Şarkılarınız otobiyografik mi?
Her zaman değil. Ben iyi bir gözlemciyimdir. Kimi zaman şarkı yaparken birincil olarak dikkate aldığım benim ne söylemek istediğim değil, melodiler oluyor. Bu kadar çıkış noktanız belirli olduğu zaman da şarkı sözleri her ne kadar çok önemli olsa da onlara eşlik edecek birer enstrüman benim için. Dolayısıyla bana ne ilham veriyorsa ondan yola çıkıyorum.

Kendi şarkılarını yazan kadın şarkıcılar arttı son dönemde. Bunu neye bağlıyorsunuz? Kadınların kendilerini ifade etmesinin zamanı ancak mı geldi?
Bu tamamen ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullarla alakalı. Tahmin edemezdim 20 yıl önce herhangi bir rock grubunun konser verebileceğini, albümler çıkarabileceğini. Biz hala kadınlarla ilgili eğitimin ya da kendi bildikleri gibi yaşamalarının zaman zaman tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Hala bazı kesimlerinde kız çocuklarının çok bastırılarak büyütüldüğünü göz önünde bulundurursak üreten kadınların yavaş, uzun aralıklarla ve çok sonra ortaya çıkması normal. Bir kız çocuğu büyürken herhalde en çok ''Yapma ayıp baban kızar'' gibi şeyler duyuyordur. Bu eğitimin sonrasında ne bekleyebiliriz ki? Kendi şarkılarını yazan kadınların sayılarının artması mutluluk verici.

Neler yaparsınız kendinizi beslemek için?
Mümkün olduğu kadar çok konsere giderim. Dinlemeyi sevdiğim, düzenli olarak etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler vardır. Onları mutlaka dinlerim. Artık eskiden olduğu kadar her çıkan şeyi dinlediğimi söyleyemem.

Çok mu bombardımana maruz kalınıyor?
Artık ucu yok. Yani o kadar çok şey çıkıyor ki. Biraz hayat ritmiyle de alakalı insanın. Ben de bir sürü boş vakti olan biri değilim. O yüzden daha beğenilerinize yakın olanları seçiyorsunuz. Müzik yapmak için sadece müzikle beslenmiyorum ama. Bana ilham veren şeylerden uzak durmamaya gayret ediyorum.

Düzenli etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler var dediniz. Hangi albümlerdir bunlar?
Beş bininci kez de dinlesem sıkılmadığım albümler var. Deep Purple, Pink Floyd, Heart gibi eski grupların eskimeyen müzikleri. Performans açısından da içerik açısından da genel şarkı formları açısından da her biri benim için ders niteliğinde. Herhangi bir konsere çıkmadan önce de Heart'ın unplugged albümünü dinlerim, daha dinlerken şarkı söylemek açısından herhangi bir şan dersinde belki asla edinilemeyecek bir motivasyon kazanırım.

Bunca yıl sonra dönüp baktığınızda nasıl bir çizgide ilerlediğinizi görüyorsunuz?
Yapmaya çalıştığım şeylerin toplamını, bana ifade ettiği mutlak değeri seviyorum. Ama daha yapmak istediğim çok şey var. Önümde de hala uzun yıllar var. Bazen elbette keşke şöyle yapsaymışım dediğim oluyor ama olumsuz yaklaşmak yerine daha dört elle sarılıyorum böyle zamanlarda da.

Sizin bir fan sitenizde forum açılmış ve şunu sormuşlar ''Şebnem Ferah’ın hayatınızı değiştiren şarkısı hangisidir?'' Bir insanın hayatına etkisi olan, hayatına dokunabilen bir şey yazmak nasıl bir his? Bunun farkında mısınız?
Böyle bir hisle yapmıyorum. Sonucu bu oluyor. Ve inanın ben de şaşırıyorum. Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Yani bu o kadar mucizevi bir şey ki ve bunu konuşabildiğim için o kadar mutluyum ki.

Benim de hayatımda dinlediğim zaman ne şarkı diye şaşırdığım ve hayatımın bir dönemine tanıklık etmiş bir sürü şarkılar var. Müzik o kadar güçlü bir şeydir ki. Hızmalı, baş örtülü, gelir düzeyi çok yüksek ya da düşük tüm insanları politikacının bir arada tutmasını bekleyemezsiniz. Ama müzik herhangi bir hiyerarşik düzenleme olmadan bir sürü insanı aynı konser alanında bir araya getirir.

Müzik birleştirici ve insanların birbirlerine olan duygularını belki birazcık daha yoğunlukla aktarabilmelerine müsaade eden, zemin hazırlayan bir şey. Hal böyle olunca dinleyiciler için herhangi bir şarkı sözündeki satır ya da melodi bir şeyler ifade edebiliyor. Ben de hayranlıkla bu duruma tanık oluyorum. Bazı konularda çok özenli olma çabamı sürdürme gayretim de bu yüzdendir.

İsteseniz de istemeseniz de birilerinin hayatına arkadaşlık ediyorsunuz ve bunun yüklediği bir sorumluluk var. Ben de bu sorumluluklarımı güzel yapmaya çalışıyorum ve bu arada da eğlenmeye gayret ediyorum. Ancak bu ikisi birleştiğinde insanlara yoğun bir şeyler sunabileceğimi düşünüyorum.

Plak şirketi kurmak istediğinize dair haberler duymuştuk. Böyle bir niyetiniz var mı? Çalıştığınız şirketlerle özgürce müzik yapabiliyor musunuz?
Bir aralar niyetlenmiştim. Ancak hızlıca karar değiştirdim çünkü bir şirket yönetmek bir müzisyenin işi değil. Tüm zamanımı müziğe ayırmak, gelişmek ve üretmek istiyorum. Çalıştığım şirketlere gelince hiç kısıtlamayla ya da bir takım diretmelerle karşılaşmadım. Çünkü bu konularda net bir tavrım vardır.

Müzik dışında ne yapmak istiyorsunuz hayatta?
Bütün dünyayı görmek istiyorum, en büyük hayalim bu. Daha önce görmediğim yerlere gidip farklı kültürleri tanımaktan çok hoşlanıyorum. 35 yaşında bir kadın olarak aile kurmak da istiyorum. Sağlıklı ve eğlenceli, verimli bir ömür geçirmek istiyorum.

Hayattaki can kırıklarınız neler?
Kendime ait üzüntülerim de var herkes adına içimi acıtan şeyler de. Ablamı gencecik yaşında kaybetmek, depremde babamı kaybetmek, bunlar olurken ailece içinden geçtiğimiz süreç, üzerimdeki izleri... Bunlar kişisel üzüntülerim. Diğer taraftan ekonomik güçsüzlüğün ve dengesizliğin birilerinin hayatını daha başlarken bitirmesi, ağır hastalıklarla, engellerle boğuşarak yaşayan insanlar, cehalet ve sonuçları, konuştuğumuz sırada birilerinin açlıktan, hastalıktan ya da bir bomba yüzünden hayatını kaybetmesi, dünyanın her geçen saniye doğal dengesinin bozulması ve hepsinin sorumlusunun da insan olması...

[21.08.2007 / MİLLİYET-CAFE]

 

Image Hosted by ImageShack.us