ŞEBNEM FERAH

Hepimizin Yüreğine Düşen Büyülü Bir Çiy Tanesi O!



Ben Etrafımın Ve Kendimin Farkındayım;
Beni Ancak Ben Mahfedebilirim...
Şebnem Ferah

Almanya’da "40 metrekare" bir Türk evi. Bu eve, kocası tarafından, kelimenin tam anlamıyla hapsedilmiş bir kadın. Dışarı çıkması yasak, komşularla konuşması yasak. Zaten konuşmak istese nasıl konuşacak ki, dil bilmez, yol yordam bilmez. Onun Almanya’sı gerçekten 40 metrekare ve her metrekarede şiddet var.

Kapısı açılmıyor ama kapının altından bir Hürriyet itiliyor bir gün. Ve o Hürriyet’in sayfalarından birinde, küçücük bir ilanda bir telefon numarası var; hayatını kurtarıyor. Bu, Hürriyet’in beş yıl önce başladığı Aile İçi Şiddete Son Kampanyası çerçevesinde Almanya’da açılan Acil Yardım Hattı’nın numarası. 7 gün 24 saat, eğitimli psikolog ve hukukçuların cevap verdiği bu hat, bugüne kadar 10 binden fazla kadına yardımcı oldu. Bazılarını ölümden kurtardı. İşte bu hattın daha çok kadına yardımcı olabilmesi için yapılan projelerden biri de Türkiye’nin önde gelen 13 ünlü kadın sanatçısının yarattığı "Güldünya Şarkıları" adlı albüm. DMC’den çıkan ve geliri olduğu gibi hatta aktarılacak olan albüm, 25 Kasım Dünya Kadına Şiddete Son gününde piyasada olacak.

Albümün adı "Güldünya Şarkıları", çünkü gencecik yaşında aile içi şiddete kurban edilen Güldünya Tören, bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetin bir sembolü. Bütün suçu, ailesinin istemediği biriyle birlikte olmaktı Güldünya’nın.
İstanbul’da sokak ortasında kurşunlandı. Ölmedi, hastanede yoğun bakımda hayat mücadelesi verirken, iki ağabeyi, ellerini kollarını sallaya sallaya içeri girdiler ve "işi" bitirdiler.

Öldürmek, aile içi şiddetin en uç boyutu ama ona gelene kadar dayak, hakaret, yasaklama, hapsetme, cinsel zorlama, çalıştırmama, zorla çalıştırma, evlendirme, psikolojik baskı gibi pek çok boyutuyla, her üç aileden birinde yaşanıyor. Hürriyet Aile İçi Şiddete Son Kampanyası da bu soruna dikkat çekmek için var.

"Güldünya Şarkıları", kadın sanatçıların, kadınlar için söylediği şarkılardan oluşuyor; üst başlığı bu. Ama amaç, bu şarkıları herkese dinletmek elbette. Erkeklere de, çocuklara da.

Albümün danışmanı Naim Dilmener, projeye katkıda bulunanların samimiyetle evet dediğini ve bu içtenliğin, albümün müzikal yapısına da yansıdığını söylüyor: "Bu tür albümlerde çok başlılık, her şarkının farklı zamanlarda, farklı stüdyolarda ve farklı müzisyenlerle yapılıyor olmasından dolayı, genellikle beklenen bir sonuçtur. Fazla ciddiye alınmaz bu durum, çünkü amaç önemlidir. Ama Güldünya Şarkıları’nda amaçla birlikte müzik de üst sırada."

HER KADINDAN BİR SES

Güldünya Şarkıları için, "cinsiyetçi" olmayan şarkılar özenle seçildi. Nazan Öncel, Ajda Pekkan ve Şevval Sam, yepyeni parçalarını verdiler. Eski ya da yeni, bütün şarkıların hálá söyleyecek bir sözü olmalıydı. Zor bir konuydu bu. "Çünkü popüler müziğimizin geçmişi de bugünü de, ne yazık ki erkeklerin egemenliği altında ve bu konuya at gözlüğüyle bakmadan yaklaşanların sayısı çok da fazla değil" diyor Dilmener.

Ama vardı elbette. Bora Ayanoğlu mesela, daha 70’lerin başında yazmıştı, "Adım Kadın"ı ve o yıllarda Hümeyra seslendirmişti. Bugün, albüm için bu şarkıya Emel Müftüoğlu yeni bir ruh kattı: "Bana herkes sahip/ Benim hiç hakkım yoktur/ Ben akıldan yoksun/ Ama vazifem çoktur/ Adem’in yediği elma/ Hep benden mi sorulur/ Çünkü adım kadın/ Kadınım hükmüm yoktur."

Törelerin parçaladığı Güldünya için Aylin Aslım’ın yazdığı ve ağıt olduğu kadar bir isyanı da dile getiren şarkıyı bu kez Sezen Aksu seslendirdi: "Canım abim vurma beni/ Bu dünyadan alma beni/ Dökülür mü kardeş kanı?"

Nazan Öncel ise işçi kızı Leyla’yı anlatan yepyeni şarkısını, Hakan Kurşun’un raggy formundaki düzenlemesiyle seslendirdi: "Leyla bir işçinin kızı/ Alnında simsiyah yazı/ Kalk Leyla Kalk anlat her şeyi/ Kaç Leyla Kaç kurtar kendini."

Ünlü besteci ve söz yazarı Şehrazat, projeyi duyar duymaz kolları sıvadı ve yepyeni bir şarkı yazdı: "Kadın Dediğin." Ve Ajda Pekkan da onu Ajda Pekkan gibi yorumladı: "Kadın dediğin yeri gelir tabuları yıkar/ Kadın dediğin yeri gelir taşın suyunu sıkar."

Albüm için Aylin Aslım, Nilüfer’in "Karar Verdim"ini seçti, Nilüfer Ajda Pekkan’ın "Sanane Kimene"sini. Şebnem Ferah, Sezen Aksu’nun "Masum Değiliz"ini kendine has üslubuyla yorumladı, Rojin ise Şebnem Ferah’ın "Sil Baştan’ını. Funda Arar, Zuhal Olcay’ın meşhur ettiği "Dünden Sonra Yarından Önce"yi söyledi, Zuhal Olcay da Funda Arar’ın "Neyse"sini.

Şevval Sam, söz ve bestesi kendisine ait yeni şarkısı "Kibritçi Kız"ı albüme hediye etti: "Ben kibritçi kız sabaha kadar üşüyorum/ Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum." Aynur ise eski bir Kürt ezgisi "Qumrike/ Kumrucuk"u enfes bir yorumla gün ışığına çıkardı: "Yazık ki o kara gözlere/ Qumri’yi verirler yaban ellere..."

"Ve Tanrı Aşkı Yarattı" adlı kendi şarkısını 40 yıl sonra yeniden söyleyen Ayten Alpman’a gelince... Naim Dilmener’e göre şarkı, Ella Fitzgerald, Billie Holiday ayarındaki Ayten Alpman’ın, memleketin gelmiş geçmiş en iyi yorumcularından biri olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

KİM NE SÖYLÜYOR

1- KORO Kadınlar Vardır

2- Sezen Aksu Güldünya

3- Ajda Pekkan Kadın Dediğin

4- Nazan Öncel Leyla

5- Emel Müftüoğlu Adım Kadın

6- Aynur Qumrike Kumrucuk

7- Zuhal Olcay Neyse

8- Aylin Aslım Karar Verdim

9 - Nilüfer - Kimene 

10 - Şebnem Ferah - Masum Değiliz

11- Şevval Sam Kibritçi Kız

12 - Rojin Sil Baştan

13- Ayten Alpman Ve Tanrı Aşkı Yarattı

14 - Funda Arar Dünden Sonra Yarından Önce

SEZEN AKSU

Ümit etmek elini taşın altına koymak lazım

Sezen Aksu, Güldünya Şarkıları için bir şarkı vemek ve söylemekle kalmadı; bir de kitapçık için yazı yazarak albüme adını verdi. İşte yazısından bir bölüm:

Her insan biricik bir değer olarak bireysel ve toplumsal şefkat kalkanları ile korunmaz, eğer algı bu idrak ile tamamlanmazsa, ana rahmine düştüğümüz andan itibaren edindiğimiz kayıtlar yaşamı anlamlandırmak yerine katlanılmaz kılabilir. Şiddet hayatta kalmak için özgürleşir ve yıkıcılığını gerekçelendirirse, baş edilemez bir yok edicidir artık. Aile gibi emniyet ve huzuru temsil eden bir güven sahasında bile en az karanlık sokaklardaki kadar, hatta bazen daha da fazla şiddettir. (...)
Görünen o ki, insan özünde pusuda bekleyen bu enerji doğru bir formül ile yönetilmediği, yönlendirilmediği ve türlü şekillerde beslendiği sürece, çocuklarımızın potansiyel birer şiddet uygulayıcısına, kendimizin de birer şiddet mağduruna dönüşmesi işten değil (...)

Nice şeytanına kafa tutmuş insan var bu dünyada, hem de hiç de az değiller. Öyle olmasaydı dünya kıyameti beklemez, çoktan kendini yok ederdi. Ümit etmek, eli taşın altına koymak lazım.

ALBÜM KÜNYE

Güldünya Şarkıları, Hürriyet Kurumsal İletişim Direktörlüğü’nün yapımcılığında, DMC tarafından yayınlanıyor. Danışmanlığını Naim Dilmener ve Hülya Demir yaptı. D Plus, albüm hazırlığını gönüllü olarak görüntüledi. Görselleri Rafineri gerçekleştirdi. Albümün fotoğraflarını Candaş Arın çekti.

Müthiş korodan kadınlar marşı

Albümün başlangıç şarkısı Kadınlar Vardır ise bir kadın marşı. Avukat, Güncel Hukuk Dergisi Yazıişleri Müdürü Filiz Kerestecioğlu’na ait marş, Nazan Öncel, Aylin Aslım, Aynur, Nilüfer, Zuhal Olcay, Sezen Aksu ve Rojin’in oluşturduğu koro tarafından söylendi. Mustafa Ceceli’nin düzenlemesini yaptığı marşın, ilginç bir hikayesi var:

Türkiye’de feminizmin henüz esamisi okunmaz ve sadece bir grup kadın bir araya gelip birçok şeyi sorgularken (1987) bir Asliye Hukuk hakimi, şiddet gören bir kadının boşanma davasını reddetti ve karara şöyle yazdırdı: "Küze susuz ev sözsüz olmaz derler. Kadının karnını sıpasız sırtını sopasız bırakmamak gerek!"

Kadınlar Vardır’ın besteci ve söz yazarı Avukat Filiz Kerestecioğlu, şöyle anlatıyor o günleri: "Bu karar, Dayağa Karşı Dayanışma Kampanya’sını ateşleyen öğelerden biri oldu. İnanılmaz heyecanlı toplantılar yapıyorduk ve bu atmosfer içinde doğdu şarkı. Ben, bir toplantıya ’Bir şarkı yaptım’ diyerek gittim ve ilk olarak o toplantıda söyledim. Sonra aynı heyecanla,
İstanbul Yoğurtçu Parkı’nda 17 Mayıs 1987’de yapılan Dayağa Karşı Yürüyüş’te hep birlikte söyledik."

İşte o marş, Güldünya Şarkıları albümünün, ünlü sanatçılar tarafından söylenen açılış parçası artık: "Susmamız oturmamız/ Hep boyun eğmemiz/ Hayatı seyretmemiz/ İstendi bugüne dek/ Suskunduk ve bekledik/ Yaşandı seyrettik/ Sonunda yeter dedik/ Bir daha susmayana dek/ Kadınlar vardır/ kadınlar her yerde."

 

Şebnem Ferah: ''Hayko'yla Turneye Çıkmak Dünyanın En Eğlenceli Şeyi''

Şebo'yla Koçfest'in çadır kulisinde Hayko'nun çığlıkları eşliğinde konuştuk

 
Evet, Sawyer nasıl biriydi?

Televizyonda göründüğünden çok daha yakışıklıydı:)

Son iki televizyon programında (Beyaz Show ve Deream TV'deki Emin Misin?) çok mutlu, pozitif, neşeli bir Şebnem Ferah izliyoruz. Doğru mu?

(Bir kahkaha patlatıyor ve...) Doğru!

Bu mutluluk yeni albümüne yansır mı?

Öyle durumlarda hep temkinli konuşuyorum ben çünkü o sadece benim değil, bizim inşa edeceğimiz bir şey oluyor. Ama mutlu şarkılar yapacak mısın diye soruyorsan ''hayır'' diyebilirim.

Mutsuzluktan mı besleniyorsun?

Hayır ama ben o tip zamanlarda daha verimli oluyorum. Anlık şeylerden söz ediyorum. Beş dakida bile ''aman tanrım neler oldu'' gibi bir duygu yaşasam o beş dakika sana birçok şey düşündürtmeye yetiyor. Ondan sonra o düşündüklerini gün içinde toparlıyorsun, kafanın içinde hazmediyorsun, hafızaya alıyorsun. Zaten o tip şeyleri ben biriktiririm, aklıma geldiğinde not alırım, kaydederim, dolayısıyla bütün gün mutsuz biri gibi dolaşman gerekmiyor. Öyle biri değilim zaten. Sadece belki artık yaşta ilerliyor zaten, biraz daha mutlu anların kıymetini bilerek yaşamaya çalışyıorum. Yoksa iki sene önce çok kötüydüm de şimdi daha iyiyim gibi bir şey de yok. O bir yaşam ritmi gibi bir şey bence.


Yeni albümün çalışmalarına başladın mı?

Başladım. Geçtiğimiz bir buçuk yıl boyunca küçük küçük kayıtlar yapmaya başlamıştım. Şimdi benim sadece onları toparlayacak kadar kısa bir vakte ihtiyacım. Bunu da turne bitip tatil yaptıktan sonra becerebileceğimi düşünüyorum.


Bu yıl içinde çıkabilir mi?
Olmasını arzu ediyorum ama biz stüdyoya girdikten sonra hiç bir zaman ''10 Aralık'ta çıksın'' gibi bir şey koymuyoruz, ne zaman ''tamamdır bitti'' diyoruz, o zaman bitiyor.Bu da benim çok önemsediğim bir albüm, beş tane stüdyo albümü yaptım, bir tane dvd var, yeni bir dönem gibi geliyor şimdi yaşayacağım dönem ve çok önemsiyorum.Ne zaman tüm ekip olarak ''tamamdır'' dersek o zaman çıkar.O yüzden tarih veremiyorum.Hiçbir acelem yok, ne zaman hem benim, hem de tüm ekibin içine sinerek biterse o zaman çıkarmaktan yanayım.


Son iki albümdür diskografindeki diğer ürünlerden ayrı tutabileceğimiz, daha sert, daha olgun bir çizgideydimn.Bu çizgide devam mı edeceksin?

Böyle şeyler biraz stüdyoda beraber çalıştığın insanlarla şekilleniyor.Ben kadroda değişiklik yapmayı düşünmüyorum, bildiğim kadarıyla kimse düşünmüyor.Eğer tarihlerimiz uyarsa muhtemelen yine Tarkan'la çalışırız, belki bir iki konuğumuz olabilir.Böyle düşünülünce aşağı yukarı o iskeletin etrafında bir sound çıkacağını öngörmek yanlış olmaz ama aynısı olur demek de ne derece doğru olur bilmiyorum çünkü zaman geçiyor hepimiz yenişeyler duyuyoruz, öğreniyoruz onlar bir etki bırakıyor ama ana tema olarak herhalde son iki albümden çok uzak bir yere gideceğimizi söyleyemeyiz.


(Bu sırada sahneden gelen Hayko'nun çığlıkları sesimizi bastırmaya başlıyor...)
Hayko'yla turneye çıkmak nasıl bir şey?

Dünyanın en eğlenceli şeyi! Hayko'yu önceden de tanırdım ve çok severdim ama turnede beraber seyahat ediyoruz, beraber yemek yiyoruz beraber sohbet ediyoruz, dünyanın gerçekten en komik, en pozitif, en herşeye olumlu yaklaşan insanlarından bir.Kendi adıma çok mutluyum.Çok tatlı biri, gerçekten çok tatlı biri.Hepimizi öldürüyor gülmekten!


Bu senin ikinci Koçfest'in nasıl gidiyor?

Geçen sene sanırıım 14 şehre gitmiştik, bu defa da öyle ama farklı illere gidiyoruz.Hiç gidemediğimiz yerlere gidiyoruz.Geçen sene hastalanmıştım Sivas'a gidememiştim, bu defa gideceğiz.Öğrenci kesimine şarkı söylemeyi çok seviyorum, lise üniversite özellikle.Koçfest'le turne yaptığımız zaman prodüksiyonu biraz daha büyütme imkanımız oluyor.İstanbul'da insanlar çok fazla konser izleyebiliyor ama aynı şey Malatya, Erzurum, Mersin için geçerli değil.Benim amacım oralara gittiimiz zaman o güne dek görmedikleri bir şeyi izletebilmek, sadece duyurabilmek değil.Bu çıtaya son 4 yıldır tüm konserlerimde dikkat ediyorum ama Koçfest'le bunu daha rahat yapabiliyoruz.


Şu ana kadarki konserler dahilinde beklendilerinin ötesinde iyi ya da kötü bir şey oldu mu ?

Kötü bir şey olmadı.Mesela Mersin'e dört yıldır falan gitmiyorduk, sonuçta DVD yeni bir ürün ama içinde eski şarkılar var, üç yıldrı ben yeni bir stüdyo albümü yapamıyorum.Öyle bir ilgiyle karşılanmak, abartarak söylemiyorum, benim de tüm grubun da gözlerimizi yaşartıyor.Güzel gidiyor, biz de elimizden geldiğince bunu güzel tutmaya çalışıyoruz.Sıkılmışlar mıdır diye düşünebiliyor bazen insan, o zaman anlıyorum ki o iki buçuk saatlik, iki saatlik veya bir saatlik konser süreleri aslında çok büyülü süreler.Dinleyicilerin de çok ihtiyacı olduğu süreler.Mesela bir şeyi ne zaman nasıl yaptığın değil, nasıl yaptığın galiba.Hep söylüyorum ya, işimi daha çok algılayarak yapmama sebep oluyor bu.İş derken benim için iş değil tabii bu:)


Son olarak Çilekeş'in son albümünde ''Pervazda Tatil'' isimli şarkıda konuksun.Bu beraberlik nasıl gerçekleşti be sonuç hakkında neler düşünüyorsun?

Onların bu albümünün prodüktörü Tarkan'dı biliyorsunuz.Böyle bir çalışma yapmak istediklerini ona iletmişler, parçayı da bu fikre göre hazırlamışlar zaten.Tarkan bana bu fikre nasıl yaklaştığımızı sordu.Parçayı dinlemem için gönderdi.Zaten Çilekeş'i çok beğeniyorum, parçayı da dinleyip çok beğendim ve ilk fırsatta çalıştıkları stüdyoya gidip kaydettik.Onların kafasında bir takım fikirler ve melodiler vardı, ben sadece o melodileri hayata geçirmeye çalıştım.Sonuçta gayet memnunum, umarım verimli olabilmişimdir.

Alıntıdır..

 

20 Yıl Önce Neler Yapıyordun?
Bundan 20 yıl öncesi müzikle ilişkimin ve buna ek olarak müzikal tercihleriminde çok belirginleştiği
zamanlardı. Gitar çalmaya başlamıştım ve aynı anda 2-3 grupta şarkı söylüyordum açıkcası tüm vaktimi ve enerjimi müziğe, şarkı söylemeye ayırıyordum. O yıllar; bugün yapmaya çalıştığım şeylerin; sanırım ilk şekillenmeyye başladığı yıllardır.

 

İlk Ne Zaman Blue Jean Aldın?
Bunu net olarak hatırlayamıyorum ama benim 15-16 yaşında olduğum yıllar televizyonda bugünkü gibi rahat
rahat yabancı videoları izleyebildiğimiz yada sevdiğimiz grupların albümlerini herhangi bir müzik markette rahatlıkla bulamadığımız yıllardı. Dolayısıyla dünya müziğinin içinde geniş bir yer kaplaması ve ebenimde ilgi alanıma girmesi sebebiyle keşfettiğim andan itibaren sıkı sıkı sarıldığım bir dergi olmuştur.

 

Geriye Dönüp Baktığında Blue Jean'in Hangi Dönemini Daha Çok Beğendiğini Söyleyebilirmisin?
Yukarıda söylediklerimi anımsyacak olursak benim için her zaman değerli oldu. Ama elbette ilk yıllarda, yine
az önce sözünü ettiğim koşullar altında benim gibi bir müziksever için çölün ortasında suyla dolu bir kuyu bulmak gibiydio yüzden o zmanlarında sevdiğim grupla ilgili bulabilceğim bi paragraflık bir bilgi benim için nasıl kıymetliydi anlatamam. Düşünün internet yok videomüzik kanalları yok.


Hiç Aklında Kalan Unutmadığın Bir Yazı Var Mı?
Bir sürü vardır çünkü bilgi ihtiyacımıda karşılamamda olumlu etkisi vardır ama şu sayının şu yazısı diyecek
kadar kesin hatırlayamadım şimdi.

 

20 Yıl İçinde Hayatında Neler Değişti?
Beklenmedik değişiklikler yaşamadım hep bir önce attığım adımın sonuçlarına yeni adımlarımın heyecanları
eklendi müzik yaparak yaşayabilen mutlu biri olmak istiyordum ve aşkla çalıyordum bugünde bunu yapmaya çalışıyorum sadece içinde olduğum alanın çapı büyüdü ama ogün de hayatımın merkezinde müzik vardı bugün de öyle.


20 Yıl İçindeki Müzikal Değişimle İlgili Neler Syleyebilirsin?
Sadece müzikal değişiklerle kalsaydı belki bişeyler söylemek daha kolay olabilirdi. Ancak sektörel anlamda da
çok büyük değişiklikler oldu müziği hayatımıza sokma alışkanlıklarımız ve yöntemlerimizde özellikle internetin çok büyük etkisiyle şekil deiştirdi bütün bunlar olurken sadece müzikal değişikliklerin ve onların algılanış biçimlerinin vede izdüşümlerinin üsründe değerlendirme yapmayı denemk çok sağlıklı olmaybilir.


En Beğendiğiniz Blue Jean Kapağı Hangisi?
Çok sevdiğim grupoların müzisyenlerin kapakta olduğunu görünce doğal olarak o sayıları daha büyük
heyecanla alrım ama sayıları çok olduğu için 20 seneye dair en sevdiğim kapağı seçmekte zorlanıyorum.

ROCK MÜZİSYENLERİ İÇİN PERFORMASIN ÇOK ÖNEMİ BÜYÜKTÜR, SİZİN İÇİN DE NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU 10 MART KONSERİNİZİN DVD KAYDINDA GÖRDÜK.. AMA BİR DE PERFORMANSIN ÖNEMİNİ SİZİN AĞZINDAN DUYALIM.

Performanslar dinleyicileri ile müzisyen arasında, araya hiç birşey girmeden, hiç birşeyden etkilenmeden, beraberce yaşayabildikleri en güzel anlar. Sadece rock müzisyenleri için değil, herhangi bir müzisyen için performansın anlamı çok büyük. Benim için müziğe ilk başladığım anlardan beri çok büyük. Çünkü ben 20 yıldır sahne üzerindeyim ve bu süreçte konserler hep önemli oldu. Kendi evinizde yaptığınız parçaları, bir performans esnasında, binlerce kişinin ağzından duymanın nasıl bir his olduğunu anlatamam. Bu müzisyenin duygularını çok besleyen bir şey.

KONSER KAYDINI ALBÜM YAPMA FİKRİ NASIL ÇIKTI PEKİ, 10 MART KONSERİNİ NEDEN TERCİH ETTİNİZ ?

Konser kaydını albüm haline getirmek dünyada çok gelenekselleşmiş bir şeydir. Herhangi bir müzisyen konser kaydı yapar. Sektörde kendine yer edinmemiş bir alan ama ülkemizde. Benimse çok arzu ettiğim birşeydi. Sahne üzerinde o parçaların stüdyodan farklı olarak, evrilmiş, büyümüş, gelişmiş ve üstelik dinleyicilerin katkısı da eklenmiş halini kaydetmek, çok heyecan verici. Hem bizler için hem çalan ve söyleyenler için hem de dinleyiciler için de öyledir diye düşünüyorum. Çünkü ben de bir dinleyiciyim ve konser albümü dinlemeye bayılırım. Durum böyle olunca doğru koşulları bir araya getirmem gerekiyordu böyle bir albüm sunmak için. Aklımda senfoni orkestrası ile bir araya gelirsek hoş bir konser olacağına dair uzun yıllardan beri bir fikrim vardı. Sadece bunu hayata geçirmek çok uzun bir çalışma gerektiriyordu. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Dinleyicilerin yıllardır, stüdyo ortamında dinlemeye alışık oldukları parçaları farklı akustik enstrumanlara yayılmış olarak, biraz daha gelişmiş şekilde onların kalbine, kulaklarına, algılarına sunulması daha iyi bir fikir gibi geldi bana. Kalabalık bir orkestra ve kendi ekibim ile beraber her türlü fikir alışverişine ve nota yazımlarına başlayarak, bu konserle ilgili ön çalışmamızı yaptık. Bu ilk safhasıydı. İkinci safhası ise notaların yazıldıktan sonra prova edilmesiydi ki o çok daha uzun bir süreçti ama çok zevkliydi.Bilmiyorum toparlayabildim mi ama, bu konser albümümün kendine ait küçük bir özelliği olmasını arzu etmiştim ve oldu diye seviniyorum. Çünkü senfoni orketrası ile beraber konser yapmak bir çok rock müzisyeninin hayal ettiği bir şeydir ve oldu diye seviniyorum ben de.

SENFONİK MÜZİK, ROCK MÜZİĞE ÇOK YAKIŞAN BİR MÜZİK. SİZ DE BİRÇOK ROCK MÜZİSYENİNİN HAYALİDİR DİYORSUNUZ. SENFONİK MÜZİKLE ROCK MÜZİK İLİŞKİSİ İÇİN SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Aslında ikisi de çok farklı disiplinler. Birbirinden çok uzak ve çok farklılar. Ben ihtişamlarını çok farklı bulurum tamamen farklı disiplinler olsa da. Sadece bir rock grubu ile senfoni orkestrası bir araya geldiğinde değil, bir rock müzisyeni klasik bir eseri yorumladığında da çok etkilenirim. Çok güzel sonuçlar alındığını düşünüyorum.

İLERDE SİZİ SENFONİK ROCK YERİNE BAŞKA BİR MÜZİK TÜRÜ İLE GÖRME İMKANIMIZ OLABİLİR Mİ?

Senfoni ile çalışmak çok hoşuma gitti, sonrası için de şöyle bir fikrim var. Biz sadece senfoni orkestrasıyla değil grup olarak da çaldık bu konserde ama daha kalabalık bir senfoni orkestrasının, akustik enstumanları ile tamamen sıfırdan yazılarak sunulacak eserlerin olduğu bir konser projem var. Heralde yakın gelecekte değil de 1 - 2 yıl sonra yapabileceğim bir şey olur.

KONSER VERİLECEK MEKANLARI NASIL SEÇTİNİZ? CD İLE DVD KAYDI İÇİN GERÇEKTEN İYİ MEKANLAR VE GÜÇLÜ BİR EKİP GEREKİR...

Eğer sadece senfoni orkestrasındaki arkadaşlarımla beraber olsaydık, o zaman tamamen farklı bir yer seçerdik. Çünkü onların mikrofonlandırılması başka bir sistemdir ama rock ile bir araya geldiğinde ortaya çıkacak olan seslendirme bambaşka bir sistem ile yapılandırılıyor. Sahne içinde kullandığınız bir takım teknik ekipmanların size sağladığı avantajlar ile aradaki sound farklarını giderebiliyorsunuz. Açıkçası Türkiye’de zaten her türlü konser için çok iyi akustik olarak da ele alınmış konser salonu yok. Biz konser alanının özelliklerinden ziyade, çalıştığımız ekip ve ekipman seçimine dikkat ederek giderebiliyoruz bu sorunu. O gün mesela... Dört ses teknisyeni ile çalıştık, dört ayrı masa kullandık, teknik olarak çok destekleyerek bu konserde olabilecek zorlukların üstesinden geldik. Zaten onları görsel ve işitsel olarak kaydetmek, ordan aldığımız tüm kayıtları detaylı olarak stüdyoya girip ayrıca mixlemek gerekiyor DVD ve Cd kaydı için. Ondan sonra o sesin üzerine görüntü montajlanmaya başlıyor.

KENDİ PARÇALARINIZDAN OLUŞAN REPERTUARINIZ HAYLİ GENİŞ. DİNLEYİCİLERİNİZ HER ŞARKINIZA EŞLİK EDİYOR KONSERLERDE. BU DA ŞARKI SEÇİMİNİ ÖNEMLİ KILIYOR. KONSERDE SÖYLEYECEĞİNİZ PARÇALARI NASIL SEÇİYORSUNUZ?

Biz uzun süre sahnede kalan bir ekibiz. Konserimiz ortalama iki buçuk saat sürüyor. Beş tane albümüm var, bunların içerisinde 49-50 şarkı var. Aralarında bir 15,16 şarkı var ki zaten videolandırılmış, herkesin çok yakından tanıdığı şarkılar. Sıkça konser veren bir ekip olduğumuz için, insanların o parçalardan hangisini daha çok duymak isteyeceğini az çok tahmin ediyoruz. Bu konser için önemsediğim bir kriter daha vardı o da şuydu; hangi parçanın orkestral düzenlemeye iyi reaksiyon vereceğini kestirmeniz gerekiyordu. Bazı albümlerimde orkestral düzenleme kullandığım bir şeydir. Dolayısıyla o parçaları hiç değiştirmeden kullandım. Mesela “Can Kırıkları” buna bir örnektir. Zaten içerisinde böyle bir tavır vardı. Önce daha uzun bir playlist hazırladık 30 şarkılık. Bütün bu parçaların provasını yaptıktan sonra da en iyi sonuç verdiğini düşündüğümüz, 22 adet şarkıyı seçtik. Bunların sıralamasını yaparken şuna dikkat etmek durumundaydım, Dinleyiciler bir albüm dinler gibi - ki buna konserlerimde de dikkat ediyorum- dinlemeliydiler bu konseri. Bu yüzden hangi parçayı, ne zaman dinlemek isteyeceklerini, ne zaman tansiyonun yükseleceğini kestirmem gerekiyordu. Bunları aslında biraz tecrübeyle hisseder hale geliyorsunuz. Eğer dinleyiciyi iyi takip ediyorsanız, bir fikriniz olabiliyor size öngörüde bulunmanız konusunda yardımcı olacak. Bunların bütünüyle, bir playlist hazırladık ve aynı playlist’i de albümde aynı sırayla kullandık.

POWERTÜRK MÜZİK ÖDÜLLERİNDE, DİNLEYİCİLER PERFORMANSLARINIZI ÖDÜLLENDİRDİ. DİNLEYİCİLERİN İLGİSİ SİZİN İÇİN, BU İŞİN NERESİNDE YER ALIYOR ?

Dinleyicilerin yakından tanık olduğu, albüm çıkararak sürdürdüğüm son 10 yıllık müzikal yolculuğumun genelinde dikkat ettiğim şey, bir takım beklentiler üzerine değil de, gerçekten kendim nasıl dinlemeyi seviyorsam, ne beni mutlu ederse onu yapmaya gayret ettim. Birileri de buna ilgi gösterirse çok mutlu oluyorum. Genel özeti bu yapmaya çalıştığım şeyin. Bu 10 yılı da verimli kullandığımı düşünüyorum ve güzel bir ilişki oldu aramızda. Bir konseri en güzel yapan yapan şey aslında sizin performansınız. Yani yıllarca çala çala yaptığınız şeyi çok iyi yapar hale gelmelisiniz. Gelemiyorsanız yapmamalısınız.Bunun dışında ki ana unsur dinleyicilerin etkisi oluyor. Küçük bir farkla o günün unutamayacağınız bir gün haline gelmesine sebep olabiliyorlar. Ve bu benim mucizevi bulduğum bir şey. Yani bu kadar severek yaptığınız bir şey olması hayatta, yeteneklerini kullanarak yaşayan bir insana verilmiş en büyük hediyedir.Bu duyguyu içimde bana yol gösteren bir duygu olarak kabul ediyorum. Şimdiye kadar herşey çok olumlu gitti. Bizler özenerek çalışmalar yapan bir ekibiz. Belki çok örneği olmadığı için bilmiyorduk nasıl karşılanacağını ama şimdiye kadar duyduklarım hep çok güzel şeyler. Açıkçası ben de bundan sonra daha sık yapılmasını isterim. Endüstride büyük bir eksiktir bence konser albümü yapılmaması.

CD-DVD KAYDININ SONUÇLARINDAN MEMNUN MUSUNUZ ?

Bunlar benim için sonuç değil. Bu çalışmananın direktörü Tarkan Gözübüyük, görsel yönetmeniyse Hakan Utangaç, yardımcı prodüktörleri Ozan Tügen. Ben her aşamasında yer aldım çalışmaların. Her aşamasında bulunduğum ön koşullarını kendimin de hazırladığı A’dan Z’ye teknik detaylara hakim olduğum bir albüm olduğu için, sonucundan memnun olmak diye birşey söz konusu değil. Zaten sonucu siz hazırlıyorsunuz. Uzun süredir tüm çalışmalarımda bu şekil bir davranış biçimi sergiliyorum herhangi bi sürprizle karşılaşmamak için. Ön çalışmanız ne kadar iyiyse sonuç da o kadar iyi olur. Yani çok kötü bir ön çalışmanın iyi sonuç vermesini bekleyemeyeceğimiz gibi, iyi ön çalışmaların kötü sonuç vermesi de pek rastlanır şeyler değildir, eğer iyi bir ekibiniz varsa. O gün konser de 160 kişilik bir ekip çalıştı eş zamanlı olarak, herhangi bir şeyin aksamaması için. Bu ülkemizde pek alışılmış bir çalışma biçimi değil çok prova gerektiriyor. Bunun akışını günlerce yapmamız gerekiyor, saniyesi saniyesine. Işık için de öyle. Ama ben çok zevk alıyorum böyle çalışmalardan ve sonucunda, dinleyiciler üzerindeki etkilerinin de olumlu olacağı inancındayım. Umut ediyorum en azından

Milas Havaalanı'na indiğimde Ipod'umu taktım kulağıma. Bodrum Antik Tiyatro'daki konser alanına vardığımda, Şebnem Ferah'ın 'Can Kırıkları' şarkısı çalıyordu. Gözlerimi kapattım. Gözlerimi yeniden açtığımda Antik Tiyatro'nun kadife örtülerle kaplı sahnesinde 'Can Kırıkları' çalmaya devam ediyordu. Ama unplugged idi. Yani elektro gitarın yerini iki klasik gitar ve dört kişilik yaylı grubu almıştı. Dev kristal avizesi ve kırmızı örtüleri ile hafiften 'Nirvana Unplugged in New York'u çağrıştıran sahnede yine dev bir Şebnem Ferah vardı. Elektro gitar olmadığı için, vokale daha çok yüklendi ve onun o eşsiz sesinin, daha önce hiç duymadığımız gizli kıvrımlarına tanık olduk. Müthiş bir konserdi. Tabii projeye katkısı olan Turkcell'e de teşekkür etmek gerek. Ben en çok 'Can Kırıkları', 'Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem' ve 'Mayın Tarlası'nın akustik versiyonlarını beğendim. Aykan, Buket, Metin ve Ozan yine süperdi. Ancak Metin sanki elektro gitarını özler gibiydi :) Konser sonrası Şebnem Ferah ile yaz başından beri beklediğimiz senfonik konser DVD'si ve cd'si üzerine de konuştuk. DVD montajı umduklarından çok uzun sürmüş. Ancak iki haftaya kadar piyasaya çıkacakmış. 22 şarkıdan oluşan konserin müzik kayıtları da aynı anda piyasaya çıkacakmış. Gelecek yıl yeni albüm gelene kadar maalesef bunlarla idare etmemiz gerekiyor sevgili Şeboistler! Haa tabii bu konseri kaçıranlar, 9 Eylül'de Harbiye Açıkhava'da izleme şansını yakalayabilecekler.


Sabah gazetesi günaydın eki: 28 ağustos 2007

Image Hosted by ImageShack.us